Yusuf Güldür
2 years ago - 3 Dakika, 1 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

2. Abdülhamid'in Bor Madenini Millileştirmesi

Eminim bazılarımız kendi kendine şu soruyu soracak; “Bor madeni uzay teknolojisinde kullanılan bir maden. O dönemde, yani hiçbir uzay taşıtının ya da jet uçaklarının olmadığı bir zamanda, Sultan 2.Abdülhamid Bor madenine de mi el atmış?” Pek tabii haklı bir soru bu. İnsanımız özellikle yıllar yılı Osmanlı’nın tüm dünyadan geri kaldığı yalanlarına maruz bırakılmışken, bu tarihsel gerçekler biraz şaşkınlık yaşatabiliyor.

2. Abdülhamid


Bor Madeninin Keşfedilmesi

Bugün en önemli milli madenimizi nasıl millileştirdiğimizi anlamak için, şöyle bir tarihsel serüven içinde buluyoruz kendimizi; Bilindiği gibi bor madenimizin en önemli rezervi, Balıkesir’in Susurluk bölgesindedir. Bu bölgede bor madeninin keşfedilmesi 19.yüzyılın ikinci yarısına rastlar. Hatta 1865 yılında (Sultan Abdülaziz zamanında) Desmazures isimli bir Fransız girişimci, bu maden yataklarının işletme imtiyazını 20 yıllığına Osmanlı’dan koparmıştır.

Yaklaşık 15 yıl boyunca bu bölgede maden işletme işini sadece bu Fransız işadamı yapmıştır. Ancak bu süreçte, bölgedeki maden, bir İngiliz-İtalyan ortaklığı olan Hansen-Cove şirketinin de ilgisini çekmeye başlar ve bu şirket de bölgeden imtiyaz kapmak için harekete geçer. Böylece Osmanlı topraklarında bu iki şirket özelinde bir bor rekabeti başlar. Bor madeninin o dönemde hangi alanlarda kullanılıyor olabileceği de ayrı bir araştırma konusudur elbette.

Takvimler 1880 yılını gösterdiğinde, bu iki şirket arasındaki rekabet, Desmazures’in Fransız sefirliğini araya koyup, Bâb-ı Âli nezdinde protesto çekilmesine kadar varır. Bu durumda, topraklarımızdaki bu madenden dolayı küçük çaplı bir uluslararası krizin ortaya çıkması, işin Ticaret ve Ziraat bakanlığına kadar gitmesine yol açar. Dünyadaki tüm gelişmeleri, olağanüstü bir dikkatle takip eden Abdülhamid’in, burnunun dibindeki bu olaydan habersiz olması da elbette ki mümkün değildir. Bu yüzden bu madenin ehemmiyetiyle ilgili birtakım çalışmalar yaptıktan sonra, bir planlar silsilesini ortaya koyar.

İşte bu planın ilk adımı, madenden alınan verginin arttırılmasıdır. Bu zamana kadar madenden %5 vergi alınırken, Sultan’ın iradesiyle bu oran %20’ye çıkarılır. Yani bir anda vergi tam 4 katına çıkarılır. Bu karar, açıkça bu yabancı şirketlere “artık buradan yiyecek ekmeğiniz yok, biz kovmadan siz kendiniz gidin” anlamını taşımaktadır. Doğal olarak da Sultan’ın bu planı kolay bir şekilde işlerlik sağlayacaktır. Bu vergilere direnebildikleri kadar direnecekler ama sonunda pes etmek durumunda kalacaklardır.

1887’ye gelindiğinde, başta bahsettiğimiz Hansen-Cove şirketi, Osmanlı maliyesinin zor durumundan istifade edip, parlak bir teklifle yeni bir imtiyaz koparabilmek için son bir girişimde bulunmuştur. Dahası bu teklifler Şura-yı Devlet ve Bakanlar Kurulu’nca da onaylanmıştır. Artık geriye tek bir onay kalıyordu. Ondan sonra bu İngiliz-İtalyan şirketi, bor yataklarını elde etmiş olacaktı. O onay da Abdülhamid’e aitti.

Peki Abdülhamid Han, sizce stratejik bor madenimizle ilgili bu parlak teklifi kabul etmiş midir? Asla! Abdülhamid Han, asla maddi ve geçici menfaatlere kanıp, vatanının öz kaynaklarını satmaz.” Ve aynen de öyle olmuştur.

Ve Son Adım...

Nihayet Yıldız Sarayı’ndan beklenen karar, epey bir beklemeden sonra, 1889 yılında yine aynı yerde bulunan başka bir bor madeninin imtiyazı için çıkar. Bilin bakalım kime?

Tahmin ettiğiniz gibi İngiliz veya İtalyan girişimcilere değil elbette. Aşağıda orijinalini verdiğimiz belgeye bakılırsa Abdülhamid, artık bor madeni imtiyazını yerli üreticilere, özellikle de kendisine yakın olan patron-paşalara vermeye başlamıştır. Burada gözettiği amaç da elbette bu değerli madenin, kendisinin kontrol edebileceği insanların elinde bulunmasıdır. Zaten kapitülasyonlarla başı yeterince dertte olan devleti, yeni bir sorun yumağına daha gömmek istememektedir.

İşte Başbakanlık Arşivinde bulunan (Yıldız Perakende, Başkitabet Dosya 16/Gömlek 53) o belgenin sadeleştirilmiş hali:

2. Abdülhamid