Hüseyin Efe KARATAY
8 months ago - 3 Dakika, 26 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

Ahlak Travması

Yaşadığım şehrin işlek caddelerinden birinde bulunan bir okulun önünden geçiyordum. İlkokul çocukları evde annelerinin hazırladıkları şeyleri stantlara koymuş, geleneksel bir kermes düzenliyorlardı. Küçük bir kız çocuğunun yanına yaklaşıp bir şeyler almak istediğimi söyledim. O sırada yan tarafta duran iki küçük delikanlı ise yoldan geçenlere satış yapmaya çalışıyorlardı. 

Ahlak Travması


İçlerinden daha iri olanı seslendi: “Amca, eğer bu böreklerden alırsanız biz bu parayla cami yaptıracağız.” Dönüp “Bu kermesi cami yaptırmak için mi yapıyorsunuz?” diye sordum. “Hayır abi, alsınlar diye öyle söyledim” dedi. “Peki bakalım” dedim ve küçük hanımefendi ile alışverişimi tamamlayıp yoluma devam ettim.

***

Ahlak Nedir?

Ahlâkın sözlükte iki anlamı bulunuyor. Birincisi: “İnsanın doğuştan getirdiği ya da sonradan edindiği birtakım tutum ve davranışların tümü.” İkincisi de: “Kişide huy olarak bilinen nitelik; iyi ve güzel olan nitelikler”. Bizim için kıymetli olan kısmı genellikle ikinci tanımdır. Ahlâklı insan denildiği zaman aklımıza ilk gelen “iyiyi, doğruyu huy edinen insan” olur. 

Peki toplumun bahsettiğimiz bu ahlâkı nereye kayboldu? Hayvanlara taciz, kadınlara taciz, küçücük çocuklara istismar, dolandırıcılık, arsızlık ve istersek daha devam ettirilebileceğimiz birçok şey… Bizim ahlâksızlık olarak nitelediğimiz şeyler değil mi bunlar? Aramızda bu saydığım konularda herhangi bir gün haberlerde böyle bir haber görmeyen var mı?

***

Ahlak Travması


Yazının başında, tanık olduğum kısa bir olayı anlattım. Henüz on-onbir yaşlarında, kendini bile tam olarak tanımayan o küçücük çocuk sergilediği davranışın bir ahlâksızlık olduğunu biliyor mu? İnsanların inandıkları kutsal, özel saydıkları şeyleri istismar ettiğinin farkında mı? Elbette hayır. Hangi büyüklerinden olumlu sonuç verdiğini gördü de böyle bir davranış geliştirdi? 

Evde ailesinden, okulda öğretmeninden, markette kasiyerden?.. Davranışlara tanık olup, kendisine bir davranış biçimi geliştirdi. Bunları yapınca da takdir gördü, “çok akıllı bu çocuk, maşallah çok zeki…” diye övüldü bir de. Oysa zeki olmakla kurnaz veya uyanık olmak arasında kocaman bir fark olduğunun farkına varamayacak durumda henüz. Dilerim bir gün farkına varır da en azından büyükleri gibi davranmaz…

Toplum ahlâkı dediğimiz, birey davranışlarının oluşturduğu bir bütündür. Dolayısıyla bir bireyin eylemlerinde ahlâksızlık söz konusuysa, birey, ahlâk anlayışını “vahiy” yoluyla inşa etmediğine göre, toplumun katkısı var demektir. Toplumun tüm katmanlarında yaşanan bu travma hayatın her alanına etki etmekte, toplum davranışlarından örneklik oluşturarak “kişilik” oluşturan bireyler toplumu yönetecek kademelere geldiğinde yetiştiği kültürel havzaya hizmet etmektedir. Erdemli olmaya ya da ahlâksızlığa.

Hülasa; denklem her seferinde başa sarıp, bizi derin bir bataklığa doğru sürüklemektedir. Bir toplum nasıl olur da böyle bir hale gelebilir? Sobasına odun atmadan önce odunu iki kere kovanın kenarına vuran teyzeye bunu niçin yaptığını sorduklarında; “Böcek falan varsa düşsün de yanmasın diye oğlum.” cevabını verecek kadar saf, merhametli, şefkatli bir milletin geldiği nokta büyük bir çürümeyi işaret etmektedir. 

Okumayan, araştırmayan, gelişmeyen/geliştirmeyen bir toplum, var olan iyi özelliklerini kaybedip bataklığa doğru savrulmaya mahkûmdur. Kendi yetiştirdiği ahlâksız bireylerin erdemli nesiller yetiştirmesini beklemek ancak hayalperestliktir… Bugün, bu ülkenin seyrettiği yol eğer muasır medeniyet yolu ise ve bu uzun yolda türlü planlara, ekipmanlara ihtiyaç duyuluyor ise bunların en başında ahlâklı, şahsiyetli bir nesil gelmektedir. 

İşte tam da bu yüzden izlenecek her türlü yolda, yetiştirilecek her bir çocukta o teyzenin naifliği bulunmalıdır. Ahlâklı, erdemli örnekliği oluşturmak ve öyle bir nesil yetiştirmek tasavvuru, planı olmayan bireylerle yola çıkılmaz, bir yere de varılmaz. İçimizdeki o saflık ile ahlâk anlayışımızı yeniden inşa etmeden, bırakın muasır medeniyetler seviyesine çıkmayı toplum olarak bulunduğumuz seviyesizliği bile koruyamayacağız…

Meşhur filozof Kant’ın da dediği gibi: Ahlâk, nasıl mutlu olacağımızı değil, mutluluğa nasıl müstahak olacağımızı gösteren bir öğretidir.