Yusuf Güldür
4 months ago - 2 Dakika, 19 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

Altay Türklerinde Ad Koyma Gelenekleri

Türk tarihi boyunca, ad koyma gelenekleri her zaman çok ilgi çekici olmuştur. Öyle ki kimi toplumlarda çocuklara hiç ad verilmemiş, kimilerinde belli bir yaşa eriştiğinde ve belirli bir eylemi gerçekleştirdiğinde verilmiş, kiminde de çocuğun bir kahramanlık yapması, isim alması için ön koşul olmuştur.

Altay Türklerinde Ad Koyma Gelenekleri


Örneğin, İslamiyet öncesi Türk toplumlarında, çocukları ya da torunları ilk avlarını vurduğunda şeylan ya da çeşn adı verilen ziyafetler düzenlenir, cümle Türk obası bayram ederdi. Bu gelenek sonrasında da Türk-İslâm toplumlarında "yağlama" Moğollarda da benzer bir şekilde "yaghlamishi" adıyla devam etmiştir.

Eski Türklerde Ad Koyma Adetleri

İslâm öncesi Türk toplumlarında, isim verme konusundaki adetler çok muhteliftir ki burada Altay Türkleri’ni vermeden geçemeyeceğim. Zira Altay Türkleri'nde, doğumdan sonra çadıra gelen ilk ziyaretçinin ismi çocuğa verilir, dolayısıyla hasbelkader çadıra giren kişi, çocuğun adaşı ve isim babası sayılırdı. İsmin, güzel ya da kötü olmasının bu gelenekte çok da bir öneminin olmadığını görüyoruz.

Dahası, Altay Türkleri’nde çocuğuna kötü isim takmanın bile bir adet olduğunu söylersem, sanırım bir hayli şaşırırsınız. Evet, özellikle çocuklarını peş peşe kaybeden aileler, kendi inançlarına göre, yeni doğan çocuklarına kötü isim taktıklarında, ölüm meleğinin (Aldacı) ondan uzak duracağına inanırlar ve Domuz, İtalmaz, İtgötü, Balçık gibi isimleri çocuklarına vermekten çekinmezlerdi.

Bu garip gelenekleriyle Türk Tarihi’nde ilginç bir yer tutan Altay Türkleri, isimlerini meskûn bulundukları Altay Dağları’ndan almış –ya da kimbilir belki vermiş- ve bu bölgede binlerce yıl ayakta kalmayı başarmışlardır.

Altay Türklerinde Ad Koyma Gelenekleri


İskitler’den Hunlara, Köktürkler’den Moğollar’a kadar pek çok farklı dönemde diğer Türk boy ve devletleriyle etkileşime giren Altay Türkleri, 17.yy’dan itibaren Rus saldırılarına karşı istiklâl mücadelesi vermişler ve adeta Kızılderili toplumlar gibi tamamen doğayla iç içe bir hayat sürmüşlerdir. Bu durum, Altay Türkleri’nin milli benliklerini korumasında hiç şüphesiz önemli bir etken olmuştur.

Rusya’nın 19.yy’dan itibaren bu bölgeyi ele geçirip, Altay Türkleri’ni zorla Hıristiyanlaştırmaya çalışması üzerine tamamen dağlara çekilen soydaşlarımız, sadece Hıristiyan olmaya değil, Ruslaştırılmaya da çalışılmıştır. Bu çalışmalar, bir grup Altay Türkü için başarılı olup, Altay Ruhani Misyonu denilen bir projeyle bu bölgede asimilasyon yapılmıştır.

Ancak Altaylar’ın önemli bir kısmı milli kimliklerini korumuş, ne Ruslaşmış ne de Hıristiyanlaşmış bir şekilde kendi öğretileri çerçevesinde yaşamaya devam etmektedir. Bugün Uygur Türkleri’ne Çin’in uyguladığı zulüm, bir zamanlar Altay Türkleri’ne de uygulansa da işte onlar hâlâ ayaktadırlar. İnancımız odur ki, sonunda Uygurlar da varoluş mücadelelerini kazanacaklardır.