Yusuf Güldür
6 months ago - 8 Dakika, 29 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

Türk Destanları: Oğuz Kağan Destanı

Hiç kuşkusuz Türk Tarihi’nin en önemli efsanelerinden birisidir Oğuz Kağan Destanı. Binlerce yıldır dilden dile anlatılmış, nice Türk evladına ana sütü gibi içirilmiş ve dilden kâğıda inip yazıya geçirilmiştir. Onu okuyanlar ruhen seyahat etmişlerdir Ötüken’e. İşitenler, ecdadıyla gururlanıp “Türk’ün özü var olsun.” demişlerdir. Peki Oğuz Kağan Destanı nedir? Kimi, neyi, nasıl anlatır?

Türk Destanları: Oğuz Kağan Destanı


Oğuz Kağan Destanı'nın Tema ve Konusu

Tarihçilerimiz bu destanın Büyük Hun Hükümdarı Mete Han’ın hayatını anlattığı konusunda hemfikirdir. Zira destanın içerdiği pek çok unsur, Mete Han’ın genel karakterine de onun maceralı hayatına da birçok yönden uymaktadır. Yani Oğuz Kağan adıyla ululaşan kahraman, Orta Asya’da Tanrıkut diye anılan Mete Han’dır.

Mete Han’ın doğumundan itibaren tüm hayatının, hükümdar oluş hikâyesinin, yaptığı büyük cenklerin ve ölmeden evvel oğulları arasında devlet topraklarını paylaştırmasının konu alındığı Oğuz Kağan Destanı, tabi ki tüm destanlar gibi pek çok mitolojik ve doğa üstü olaylarla süslenmiş bir anlatıma sahiptir.

Oğuz Kağan destanı günümüze üç farklı biçimde gelmiştir.

XIII. - XVI. yüzyıllar arasında Uygur harfleriyle yazılmış olan İslamiyet öncesi dönemi yansıtan versiyonu genel kabul gören şeklidir.

XIV. yüzyıl başında yazılan Câmi üt-Tevârih adlı eserde yer alan Farsça destan ise İslami versiyonların ilkidir.

Sonuncusu, XVII. yüzyılda Ebü’l-Gazî Bahadır Han tarafından Türkmenler arasındaki sözlü rivayetlerden ve önceki yazmalardan istifade edilerek yazılan 3. Oğuz Kağan Destanı versiyonudur.

Oğuz Kağan’ın Hayatı

Türk Destanları: Oğuz Kağan Destanı


Bu destanda, Oğuz Kağan’ın doğumu şu sözlerle anlatılmıştır; “Ay Kağan’ın (Teoman) yüzü gök, ağzı ateş, gözleri elâ, saçları ve kaşları kara, perilerden daha güzel bir erkek evladı oldu. Bu çocuk, annesinden ilk sütü emdikten sonra, çiğ et, çorba ve şarap istedi. Kırk gün sonra büyüdü ve yürüdü.”

Bu anlatımda görüldüğü üzere, Oğuz Kağan (Mete Han) adeta doğa üstü bir varlık olarak tasvir edilmiştir. Aslında bu anlatımda onun doğuştan müthiş bir savaşçı olduğu ve çok kısa bir sürede olgunluk çağına eriştiği vurgulanmak istenmektedir.

Destan’ın devamında, Ötüken Ormanı’nda tüm Türklere korku salan bir gergedanın varlığından bahsedilir ki, Oğuz Kağan bu gergedanla tek başına savaşmış ve onu öldürmeyi başararak Türk Obası’nda büyük bir kahraman olarak anılır olmuştur.

Yine Oğuz Kağan Destanı’nda, Oğuz Kağan’ın birgün Gök Tanrı’ya yakarırken, gökyüzünden parlak bir ışık düştüğü ve bu ışığın içinde emsalsiz güzellikte bir kız görüldüğü, Oğuz Kağan’ın ona âşık olup, onunla evlenerek Gün, Ay ve Yıldız isimli üç oğlu olduğundan bahsedilmiştir.

Sonrasında Oğuz Kağan, ava çıktığı başka birgün, bir göl ortasındaki ağaç kovuğunda yine bambaşka güzellikte bir kız görmüş, onunla da evlenmiş ve ondan da Gök, Dağ ve Deniz adlı üç oğlu olmuştur. Burada görüldüğü gibi, çocuklara doğadan isimler verme geleneği, Oğuz Kağan Destanı’nda da kendisini bir kez daha göstermektedir.

Altın Yay ve Üç Ok

Girdiği her savaşı kazanan, bozkurtların kendisine rehberlik ettiği Oğuz Kağan, birgün veziri Uluğ Bey’in rüyasında bir altın yay ve üç ok görmesi üzerine devletini oğulları arasında paylaştırmaya karar vermiş ve buradan da anlaşılacağı üzere her işini Gök Tanrı’nın muradı doğrultusunda yapmıştır. İşte bundan solayıdır ki Oğuz Kağan; “Ben Tanrı’ya verdiğim sözü tuttum.” demiştir.

Efsaneler, zaman zaman içlerinde bazı doğaüstü olaylar, mitolojik unsurlar barındırsalar da hiç şüphesiz mâziyi anlama ve ecdadını tanıma konusunda çok önemli bir yere sahiptirler. Çocuklarımıza hiçbir milli his taşımayan masallar anlatmaktansa, onlara Oğuz Kağan Destanı’nı, Atam Mete’nin hikâyesini neden anlatmayalım ki?


Oğuz Kağan Destanı 

Ay Kağan’ın yüzü gök, ağzı ateş, gözleri ela, saçları ve kaşları kara perilerden daha güzel bir erkek evladı oldu. Bu çocuk annesinden ilk sütü emdikten sonra konuştu ve çiğ et, çorba ve şarap istedi. Kırk gün sonra büyüdü ve yürüdü.

Ayakları öküz ayağı, beli kurt beli, omuzları samur omzu, göğsü ayı göğsü gibiydi. Vücudu baştan aşağı tüylüydü. At sürüleri güder ve avlanırdı. Oğuz’un yaşadığı yerde çok büyük bir orman vardı. Bu ormanda çok büyük ve güçlü bir gergedan yaşıyordu. Bir canavar gibi olan bu gergedan at sürülerini ve insanları yiyordu. Oğuz cesur bir adamdı.

Günlerden bir gün bu gergedanı avlamaya karar verdi. Kargı, yay, ok, kılıç ve kalkanını aldı ve ormana gitti. Bir geyik avladı ve onu söğüt dalı ile ağaca bağladı ve gitti. Tan ağarırken geldiğinde gergedanın geyiği almış olduğunu gördü. Daha sonra Oğuz, avladığı bir ayıyı altın kuşağı ile ağaca bağladı ve gitti. Tan ağarırken geldiğinde gergedanın ayıyı da aldığını gördü. Bu sefer kendisi ağacın altında bekledi. Gergedan geldi ve başı ile Oğuz’un kalkanına vurdu. Oğuz kargı ile gergedanı öldürdü. Kılıcı ile başını kesti. Gergedanın bağırsaklarını yiyen ala doğanı da oku ile öldürdü ve başını kesti.

Günlerden bir gün Oğuz Kağan, Tanrı’ya yalvarırken karanlık bastı. Gökten bir gök ışık indi. Güneşten ve aydan daha parlaktı. Bu ışığın içinde alnında kutup yıldızı gibi parlak bir ben bulunan çok güzel bir kız duruyordu. Bu kız gülünce Gök Tanrı da gülüyor, kız ağlayınca Gök Tanrı da ağlıyordu. Oğuz bu kızı sevdi ve bu kızla evlendi. Günler ve gecelerden sonra bu kız üç oğlan çocuk doğurdu. Çocuklara Gün, Ay ve Yıldız isimlerini verdiler.

Oğuz ormanda ava çıktığı günlerden birinde göl ortasında bir ağaç gördü. Ağacın kovuğunda gözü gökten daha gök, saçı ırmak gibi dalgalı, inci gibi dişli bir kız oturuyordu. Yeryüzü halkı bu kızın güzelliğini görse dayanamaz ölüyoruz derlerdi. Oğuz bu kıza aşık oldu ve onunla evlendi. Günlerden gecelerden sonra Oğuz’un bu kızdan da üç oğlu oldu. Bu çocuklara Gök, Dağ ve Deniz isimlerini koydular.

Oğuz Kağan büyük bir toy (şenlik) verdi. Kırk masa ve kırk sıra yaptırdı. Çeşit çeşit yemekler, şaraplar, tatlılar, kımızlar yediler ve içtiler. Toydan sonra Beylere ve halka Oğuz Kağan şunları söyledi:

Ben sizlere kağan oldum

Alalım yay ile kalkan

Nişan olsun bize buyan

Bozkurt olsun bize uran

Av yerinde yürüsün kulan

Daha deniz, daha müren

Güneş bayrak gök kurıkan

Oğuz Kağan bu toydan sonra dünyanın dört bir tarafına elçilerle şu mektubu gönderdi: “Ben Uygurların kağanıyım ve yeryüzünün dört köşesinin kağanı olmam gerekir. Sizden itaat dilerim. Kim benim emirlerime baş eğerse, hediyelerini kabul eder ve onu dost edinirim. Kim baş eğmezse, gazaba gelirim. Onu düşman bilirim. Onunla savaşır ve yok ettiririm.”

Yine o zamanlarda sağ yanda bulunan Altun Kağan, Oğuz Kağan’a pek çok altın gümüş ve değerli taşlar hediye etti ve ona itaat ederek dostluk kurdu. Oğuz Kağanın sol yanında ise askerleri ve şehirleri çok olan Urum Kağan vardı. Urum Kağan Oğuz Kağanı dinlemezdi. Oğuz Kağan’ın isteklerini gene kabul etmedi. Oğuz Kağan gazaba geldi, bayrağını açtı ve askerleriyle birlikte Urum Kağana doğru yürüdü. Kırk gün sonra Buz Dağın eteklerine geldi. Çadırını kurdurdu ve sessizce uyudu. Tan ağarınca Oğuz Kağanın çadırına güneş gibi bir ışık girdi .O ışıktan gök tüylü gök yeleli büyük bir erkek kurt çıktı. Kurt: “Ey Oğuz, sen Urum üzerine yürümek istiyorsun; Ey Oğuz ben senin önünde yürüyeceğim.” dedi. Bunun üzerine Oğuz çadırını toplattırdı ve ordusuyla birlikte kurdu izlediler. Gök tüylü gök yeleli büyük erkek kurt İtil Müren denizi yakınındaki Kara dağın eteğinde durdu.

Urum Han’ın ordusu ile Oğuz Kağanın ordusu arasında büyük savaş oldu. Oğuz Kağan savaşı kazandı, Urum Han’ın hanlığını ve halkını aldı. Oğuz Kağan ve askerleri Gök tüylü ve gök yeleli kurdu izleyerek itil ırmağına geldiler. Oğuz Kağan’ın beylerinden Uluğ Ordu Bey İtil Irmağını geçmek için ağaçlardan sal yaptı ve böylece karşıya geçtiler. Oğuz’un bu buluş hoşuna gittiği için bu Uluğ Ordu Bey’e “Kıpçak” adını verdi.

Gök tüylü gök yeleli kurdu izleyerek yeniden yola devam ettiler. Oğuz Kağan’ın çok sevdiği alaca atı Buz Dağa kaçtı. Oğuz Kağanın çok üzüldüğünü gören kahraman beylerinden biri Buz Dağa çıktı ve dokuz gün sonra alaca atı bularak geri döndü. Oğuz Kağan atını ve karlarla örtünmüş kahraman beyi görünce çok sevindi. Atını getiren bu beye: “Sen buradaki beylere baş ol. Senin adın ebediyen Karluk olsun.” dedi. Bir süre ilerledikten sonra gök tüylü ve gök yeleli erkek kurt durdu. Çürçet yurdu adı verilen bu yerde Çürçetlerin kağanı ve halkı Oğuz Kağana boyun eğmeyince büyük savaş başladı. Oğuz Kağan, Çürçet Kağını yendi ve halkını kendisine bağladı.

Oğuz Kağan, ordusunun önünde yürüyen bu gök tüylü gök yeleli erkek kurtla Hint, Tangut, Suriye, güneyde Barkan gibi pek çok yeri savaşarak kazandı ve ülkesine kattı. Düşmanları üzüldü, dostları sevindi. Pek çok ganimet ve atla birlikte evine döndü.

Günlerden bir gün Oğuz Kağan’ın tecrübeli bilge veziri Uluğ Bey rüyasında bir altın yay ve üç gümüş ok gördü. Altın yay gün doğusundan gün batısına kadar uzanıyordu. Üç gümüş ok da kuzeye doğru gidiyordu. Oğuz Kağan bu rüyayı dinleyince yurdunu evlatları arasında paylaştırdı.