Türkan Hüseynova
1 year ago - 8 Dakika, 42 Saniye
traz
en
kk
ky
uz
ru
tk

Azerbaycan'ın Osmanlı Devleti'ndeki İlk Büyükelçisi: Yusuf Vezir Çemenzeminli

Yusuf Vezir Çemenzeminli, edebi eleştirmen, tarihçi, etnograf, deneyimli hukukçu, yetenekli öğretmen, profesyonel çevirmen, sosyo-politik figür ve aynı zamanda Azerbaycan'ın ünlü devlet adamıdır. 

Azerbaycan


Yusuf Vezir Çemenzeminli, 3 dönemde de (Rusya Çarlığı, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti (AHC) ve Sovyetler Birliği) yaşamıştır. Daha çok gençlik yıllarının denk geldiği Rusya Çarlığı döneminde Çemenzeminli çeşitli dilleri öğrenmiş, bu dönemi eğitimine, kendini geliştirmeye adamıştır.

Hayatı

Çemenzeminli Azerbaycan'ın Şuşa şehrinde ünlü Şuşa Beylerinden olan Meşedi Mirbaba Mirabdulla oğlu Vezirov'un ailesinde 12 Eylül 1887'de dünyaya geldi. Babası Osmanlı, Orta Asya ve İran'ı gezmiş, Farsça ve Türk dillerini mükemmel biliyordu. Oğluna da Fars ve Türk dillerini öğretmiş, Rus dilini de öğrenmesi için onu Rus okuluna yazdırmıştı. 

Abisini ağır hastalık yüzünden kaybetmesi ve ebeveyinlerinin sık sık hastalanmasından dolayı  Çemenzeminli'nin hayata olan umudu azalıyor ve dersleriyle pek ilgilenmemeye başlamıştı. Abisinden ona zengin bir kütüphane kalmıştı. Yusuf Vezir bu kütüphaneden Rus ve yabancı klasiklerin eserlerinden faydalanıyordu. Resim çizmeye büyük merakı olan Yusuf Vezir, amcasının oğlu Mirhasan Vezirov'la "Fokusnik" isimli aylık karikatür dergisi çıkarmaya başladı.

Azerbaycan
Yusuf Vezir Çemenzeminli ailesi ile birlikte

Babasının vefatından sonra ailenin tüm yükü 19 yaşındaki Yusuf Vezir'in üzerine kalmıştı. 3 ay yataktan kalkamayan Yusuf Vezir'in ailesine akrabaları yardım etmiyordu. Yusuf Vezir'in babası vefat etmeden önce, geçimsizlik sebebiyle İran'ın Azerbaycan Türklerinin yaşadığı Çemenzemin köyünden Şuşa'ya taşınan Hasanhan, Nifti ve Ferec kardeşleri kendi himayesine almış ve bahçesinde onlara yer vermişti. Yusuf Vezir'in hasta olduğunu duyan kardeşler vefalı davranarak Yusuf Vezir'e ve ailesine bu iyiliğin karşılığını gereğince ödediler. Bundan sonra Yusuf Vezir yazılarını, eserlerini ve makalelerini Çemenzeminli lakabıyla kaleme aldı.

Şuşa'da zaman zaman Ermeni baskınları nedeniyle soykırımlar yaşanıyordu. Bu yüzden Yusuf Vezir ailesiyle Aşkabat'a yerleşti. Daha sonra Taşkent'e giderek orada 6 ay bir kursta eğitim alıp üniversiteye girme hakkı kazandı. 

1910'da Kiev'de Vladimir İmparator Üniversitesi'nin hukuk fakültesini kazandı. Kiev'deki 5 yıllık öğrenci hayatı boyunca Çemenzeminli Bakü ile iletişimini kesmeyip Bakü'de basılan gazete ve dergileri düzenli olarak takip ediyor, kitap ve makalelerini yazmaya devam ediyordu. 

Bir kaç ay süresince "Zemstvo" teşkilatına katılarak cepheye yollandı. Şubat Devrimi başladığı zaman Yusuf Vezir Galiçya'da (Doğu Avrupa'daki tarihi bir bölge) idi. 1917'de Ukrayna'da baş kaldıran milli harekat Rusya dahilindeki diğer gayri-Rus halkları da etkiliyordu. 

Kiev'e dönen Çemenzeminli orada Azerbaycanlı öğrencileri toplayarak başkanlığını yapacağı Türk Edebi Merkeziyye Fırkası "Musavat'ın Kiev Şubesi"ni oluşturdu. 1919'da önce Ukrayna Devleti'ne, ardından Osmanlı Devleti'neAzerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin (AHC) Büyükelçisi olarak atandı. 

Sovyetler ordusunun Azerbaycan'a girmesi ile AHC sovyetleşti Ardından Çemenzeminli, Paris'te Siyasi Bilimler Enstitüsü'nde Diplomasi fakültesinde eğitim alan kardeşi Mirabdulla'nın yanına gitti. Mirabdulla, Paris'te üniversiteyi bitirmiş ve bankalardan birinde memur olarak çalışıyordu. Aniden hastalık geçiren Mirabdulla uzun müddet abisi Yusuf Vezir'in himayesinde kaldı. Yusuf Vezir Fransa'da geçimini sağlamak için Glişi isimli komünist şehrinde 3 yıl fabrikada çalıştı.13 ay hasta yatan kardeşi Mirabdulla'yı Paris'te kaybeden Çemenzeminli parası olmadığı için onu defnedecek yer de bulamamış sadece 15 yıllığına kiralık defin için yer almıştı. 1937, 20 Mayıs'ta Mir Cefer Bağırov'a yazdığı mektubunda "1930'larda 15 yıl tamam olmuştur, belki de kemiklerini çıkarıp atmışlardır" diye iç acısıyla kardeşinin vefatından sonraki olabilecek durumu açıklıyordu. Paris'te iken orada "Paris Haberleri" gazetesiyle iş birliği yaparak "Şark Mektupları" başlıklı çeşitli yazılarını yayınladı. Kardeşinin vefatından sonra 1926'da yazar, temelli olarak Azerbaycan'a geri dönüyor. 

Çemenzeminli'nin Sovyetler Birliği dönemindeki hayatı ise daha zor, işsizlik ve geçimsizliklerle akılda kalmakta. Azerbaycan'ın sovyetleşmesi, diplomasi işini kaybetmesi, ailesindeki kayıplar Çemenzeminli'yi yeterince yıpratıyordu. Önce "Bakü İşçisi" gazetesinde editörlük yapmıştı, sonra Devlet Planlama Komitesi'nde avukat ve öğretmen olarak çalışmıştı. Öğretmenlik faaliyeti boyunca Azerbaycan Devlet Üniversitesi'nin Şarkiyat ve Eğitim fakültelerinde, Pedagoji, Tıp ve Petrol Enstitülerinde, Azerbaycan ve Rus dilleri bölümlerinde ders vermişti. Ruhulla Ahundov'un editörlüğü ile basılmış "Rusça-Azerbaycanca Sözlüğü"nün müelliflerinden biri oldu.

Azerbaycan
Yusuf Vezir Çemezeminli Bakü'de öğrecileri ile

Bakü'de de edebi faaliyetini devam ettiren Çemenzeminli, burada çeşitli basın yayın organlarıyla iş birliği yaparak hikayelerini, kitaplarını yayınlıyor, çeşitli tercümeler yapıyordu. Lev Tolstoy'un, Turgenev'in, Gogol'un, Lavrenev'in, Seyfullina'nın, Hugo'nun eserlerini Rusça'dan Azerbaycan diline çevirmişti.

Yusuf Vezir'in 1937'de çeşitli bahanelerle işten çıkarılması onu manevi yönden kırmıştı. Azerbaycan Komünist Partisi'nin Merkezi Komitesi'nin birinci katibi Mir Cefer Bağırov'a ve Tümittifak Komünist Partisi'nin baş katibi Josef Stalin'e dilekçeler yollasa da onlardan cevap gelmemişti. Çemenzeminli, Moskova'da 20-25 gün kalarak Stalin'e yazdığı dilekçe hakkında Merkezi Komite'ye müracaat ediyor, oradan da ona cevap gelmeyince Yusuf Vezir Bakü'ye döndü.

1938'de "Komünist" gazetesindeki bir ilanda Özbekistan'ın Ürgenç şehrinde Harezm Vilayeti Pedagoji Enstitüsü'nde Rusça ders vermek için öğretmenler arasında müsabaka yapılacağı bildiriliyordu. Yusuf Vezir evraklarını toplayarak Ürgenç'e göndermiş ve elemelerden geçerek rektörlükten davetiye almıştı. Ağustos ayında Ürgenç'e giderek orada baş öğretmen ve enstitü kütüphanesine müdür olarak atandı.

1937-1938 yıllarında baskılara maruz kalan Azerbaycan'ın bilim ve kültür adamlarından Bekir Çobanzade, N. Şahsuvarov, H. Zeynallı, H. Nezerli ve başkalarının verdikleri ifadeler kapsamında 25 Ocak 1940'ta Yusuf Vezir Ürgenç'te tutuklanarak Bakü'ye getirildi. Bakü'nün Keşle kasabasında hapiste kaldıktan sonra 3 Temmuz'da Nijniy Novgorod vilayetinin Suhobezvodnoya santralindeki cezaevi kampına gönderildi ve  3 Ocak 1943 tarihinde orada vefat etti.

Diplomatik faaliyeti

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti döneminde Çemenzeminli, siyasi ve diplomatik faaliyeti ile dikkat merkezinde oluyor, yeni kurulan genç cumhuriyeti dış ülkelerde temsil ediyordu.

Ukrayna'da üniversiteyi bitirdikten sonra Yusuf Vezir, Saratov Adliyesi'nde çalıştı. 28 Mayıs 1918'de Azerbaycan'da Halk Cumhuriyeti kuruldu. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Başkanı Nesib Bey Yusifbeyli tarafından yeni kurulan Ukrayna Devleti'ne 1919'da Büyükelçi olarak atandı. Bir müddet Ukrayna'da çalışan edip hem siyasi, hem de edebi faaliyetini devam ettiriyordu.

Yusuf Vezir'in taşıdığı Vezirov soyadı ulu dedesi Mirze Alimemmedağa'ya dayanmakta. Mirze Alimemmedağa 18. yüzyıl Karabağ Hanı İbrahimhalil Han'ın nüfuslu vezirlerinden biri idi. Çalıştığı vezir görevine göre, o dönemin meslek adı olan vezir nesilden nesile geçmiştir. 1797'de Ağa Muhammed Şah Kacar, Şuşa'yı aldığı zaman İbrahimhalil Han tarafından Osmanlı Devleti'ne Büyükelçi olarak atanan Mirze Alimemmedağa'yı tutsak ettirip öldürmüştü. Böylece ulu babasına Büyükelçi olmak nasip olmayan Yusuf Vezir, uzun yıllardan sonra 1919'da Azerbaycan'ın Osmanlı Devleti'nde ilk Büyükelçisi olarak atandı. 

İstanbul'daki Büyükelçilik faaliyetine ilişkin Yusuf Vezir, 20 Mayıs 1937'de Mir Cefer Bağırov'a yazdığı mektubunda bilgi vermiştir. Mektuptan anlaşılıyor ki, yazar İstanbul'da ilk iş olarak vize sorunlarını çözmek istiyordu. Mektubunda kendisinin Büyükelçi olarak atanmadan önce Türkiye'ye geçerken karşılaştığı eziyetleri, Batum'dan Türkiye'ye geçmeye İngilizlerce izin verilmediğini, 2 ay vizeyi beklediğini, sadece tacirlere Trabzon'a gitmek için vize verildiğini, bu nedenle polisten bir "kağıt" alarak tacir sıfatıyla gemiye bindiğini yazmakta. Yusuf Vezir İstanbul'da Büyükelçiliği ve konsolosluğu bulunmayan ülkelerin vatandaşlarının haftalarca vize beklediğini ve hatta İngiliz polisler tarafından haksız olarak dayaklar yediğine şahit olduğunu aktarmıştır. Gördükleri karşısında yeniden İstanbul'a gelerek, orada ilk işinin Azerbaycanlıları vize çilesinden kurtarmak olduğunu bildirmekte.

Azerbaycan
Yusuf Vezir Çemenzeminli İstanbul'da, 1919

Yusuf Vezir, "İstanbul'da Sultan ve hükumeti formal olarak faaliyet gösteriyor, ellerinde hiçbir yetkileri yoktu. İşler daim müttefiklerin elinde idi. Dışişleri Bakanlığına da resmi olarak uğradım" şeklinde mektubunda açıklamakta. Çemenzeminli'nin İstanbul'da büyükelçiliği bir kaç ay sürdü. Azerbaycan'ın sovyetleşmesi haberini alır-almaz İstanbul'da eğitim alan öğrencileri bir araya getirerek görevinin tamamlandığını ilan etti. Bunu yapmanın çok zor olduğunu belirten Çemenzeminli, ilk protestonun müsavatçılar (Azerbaycan'da kurulan ilk siyasi partilerden biri olan Müsavat Partisinin üyeleri) tarafından edildiğini, buradan da aralarında düşmanlık oluştuğunu bildiriyordu. Kartvizitine "eski" kelimesine ekleyen Yusuf Vezir bundan sonra aralarındaki düşmanlığın daha da derinleştiğini, hatta müsavatçıların onu "Türk düşmanı" ilan ettiklerini yazmıştı. Kemalistlerin İstanbul'a girmesinden sonra müsavatçıların propagandasından çekinen elçi, İstanbul'u terk ederek Paris'te Siyasi Bilimler Enstitüsü'nde Diplomasi fakültesinde eğitim alan kardeşi Mirabdulla'nın yanına gidiyor. 

Azerbaycan

Yusuf Vezir Çemenzeminli ailesiyle birlikte

Edebi faaliyeti

Çemezeminli 1904'te şikayet tarzındaki "Jaloba" ("Şikayet") adlı ilk şiirini Rusça yazmıştır.

"Holodnıy Poçeluy" ("Soğuk Öpücük") hikayesi "Ali ve Nino" romanının ilk orijinal versiyonudur.

1907'de Azerbaycan gelenek ve adetlerinin de konu edildiği "Şahgulu'nun Hayır İşi" hikayesini yazdı.

1909'da "Cennet Makbuzu"hikayesini yazdı.

Halk masallarından seçilen çocuklar için yazılan meşhur "Melik Memmed" masalı 1910'da Kiev'de yazılmış, 1911'de yayımlanmıştır.

1912'de "Yedi Hikaye", 1913'de  "Hayat Sayfaları" isimli kitaplarını Kiev'de yayımladı.

Kadın ve çocuk eğitimine ilişkin "Avratlarımızın Hali", "Kanlı Göz Yaşları", "Anne ve Annelik" kitapları Kiev'de yazdı.

1917'de "Azerbaycanın Muhtariyeti" ve "Biz kimiz ve istediğimiz nedir?" isimli kitapları yayımlandı.

1918'de Kırım'da "Millet" gazetesinde "Azerbaycan ve Azerbaycanlılar" isimli makalesini, Letonya Tatarlarının tarihini araştırıp kaleme aldığı "Letonya Tatarları" kitapçığını 1919'da yine Kırım'da Ak Mescit'te (Simferopol) yayımladı..

İstanbul'da Azerbaycan edebiyatını Türk halkına tanıtmak amacıyla “Azerbaycan Edebiyatına Bir Nazar" ve “Tarihi Coğrafi ve İktisadi Azerbaycan" adlı kitaplarını yazarak yayımladı. 

Bakü'de "Azerbaycan" gazetesinde "Harici Siyasetimiz", "Milli ve Medeni İşlerimiz" başlıklı bir dizi makale yayımladı. 

Paris'te "Paris Haberleri" gazetesinde "Şark Mektupları" başlıklı çeşitli konuları içeren yazılar yazdı.

1930-35'lerde Bakü'de "Petrol ve Onun Tarihi" makalesini yayımladı.

Bakü'de "Kızlar Bulağı (Çeşmesi)", "Studentler", "1917 Yılı" adlı romanlarını yayımladı.

1936'da Azerbaycan dilinde ilk sesli film olan "Çapayev" filminin senaryosunu Azerbaycan diline çevirdi.

1936'da "Altunsaç" isimli film senaryosunu yazdı.

Eserleri içerisinde "Ali ve Nino" romanı özel önem taşıyor. Romanda 20. yüzyılın başlarında Azerbaycan'daki olaylar konu edilmiştir. Birinci Dünya Savaşı, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşu ve işgalcilere karşı dava, batı ve doğu insanının çeşitli dünya görüşleri ve bu ortamda Türk asıllı (Azerbaycanlı) Ali ve gürcü asıllı Nino'nun sevgisi. İlk defa 1937'de Avusturya'da Gurban Sait lakabıyla Almanca basılan "Ali ve Nino" adlı sevgi romanı dünyanın 37'den fazla diline çevrilmiştir.

1937'de"İki Od Arasında" (İki Ateş Arasında) isimli tarihi romanını tamamlayan yazar, hayatta iken onu yayımlayamadı. Yalnız 1960'ta eserden bazı parçalar kesilerek ve ismi de değiştirilerek "Kan İçinde" adıyla yayımlandı. Burada yazar, Rus Çarlığı ve İran arasındaki Karabağ Hanlığı çekişmelerinden bahsetmekteydi.