Ayberk Akın
1 month ago - 4 Dakika, 40 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

Güncel Sorun-Geçmişte Çözüm

Güncel Sorun-Geçmişte Çözüm


İnsanlar, toplumlar ve devletler çeşitli vakitlerde, türlü sorunlarla karşılaşabilmektedir. Hepsi kendince çözüm önerileri aramakta, kısa yahut uzun vadeli planlarla adımlar atmaktadır.

Dikkat çekilmesi gereken husus ise yanlış çözümlerde ısrarcı olmak, aynı şeylerden farklı sonuçlar beklemektir. İzlediğiniz yol, sizi hedefe götürmüyor ise bu yola sürekli baştan başlamanın bir manası yoktur. Böyle bir durumda ortadaki sorun karşısındaki çözümlerinizin, mevzubahis husus karşısındaki planlarınızın başarısız olduğunu kabullenmek gerekmektedir. Bu uzun nasihatları bağlayacağımız konu ise kadın-erkek arasındaki denge konumlarıdır. 

Yıllardır tartışılan bu konu üzerine bir fikir akımı bile başlatılmıştır. Elbette kimin hangi akıma kapıldığı, bu akımın nereye döküldüğü bizi ilgilendiren bir konu değildir lakin çoğunluğun beyhude çırpınışlarına anlam verebildiğimizi söylemek de mümkün olmayacaktır. Türk milletinin sosyolojik yapısını ve dinamiklerini hesaba katmadan, tarihi bir etken olarak bile saymadan, değer yargılarındaki ortak paydaları dikkate almadan kurulmuş bir hareket mekanizması ile tam olarak nereye varılacaktır? Bu mekanizmanın çuvalladığı, yarı yolda kaldığı gayet açıkken bu manasız bağlılığın sebebi merak konusudur.

Kadın-erkek arasındaki dengeler elbette mühimdir. Milletlerin yapıtaşlarının aile olduğu düşünülürse, bu konunun ucu temelin en derinlerine varmaktadır. İşlenen kadın cinayetleri, süresiz nafaka gereksizliği gibi çeşitli konularda bu sorun etrafında kümelenmiş olarak boy göstermektedir. Peki, konumuzun en hassas yerine şu soruyla temas edecek olursak: Kelimelere takılarak, sosyal medyada paylaşımlarda kendiniz çalıp kendiniz oynayarak bu sorunu çözüme kavuşturmaya olan inancınız halen devam etmekte midir? Az evvel de bahsettiğim gibi kültürümüz ile herhangi bir bağı bulunmayan bu kalıplara Türk insanını sokamayacağınızı anlamanız için daha ne kadar vakit gereklidir? Kadınların aşağılanması ve hor görülmesi hepimizin canını sıkan ve sabrını taşıran bir problemdir. Ancak sorunu çözmek için önce onun kaynağını bulmak gerekir. Savunulan ve kullanılan ifadelerin ne bizim geçmişimizle ne de hassas atfettiğimiz değerlerle uzaktan yakından alakası yoktur. 

Bu sorunu daha akılcı argümanlarla millete sunmak gerekmektedir. Elbette cinsiyetçi ifadelerin kullanımı hoş değildir lakin dağ gibi önümüzde duran ve artık sabrımızı sınayan olaylar karşısında bu tavrın yetersizliği açıktır. Sosyal medyadaki paylaşımlar, kapalı toplantılar yerine Türk milletinin tarihinden kartları masaya sunmak daha akılcı bir çözüm önerisi olacaktır. Şahsımın yanlış gördüğü bu akıma kapılanlara naçizane tavsiyelerim şu şekildedir:

- Kadınların yetişen yeni nesiller üzerinde etkisi anlatılarak bir milletin geleceğe giden yolunu çizen en güçlü etmenlerden biri olduğu vurgulanmalıdır.

- Türk töresinde kadının temel taş olduğu aileye dayalı millet sosyolojisi irdelenmeli ve incelenmelidir.

- Yetişen yeni nesilleri ithal fikirlerdeki vasıfsız kahramanlar yerine, Türk tarihinde iz bırakan hanımların bilincini aşılamak gayrı zaruri hale gelmiştir.

Şimdi de bu konuların biraz daha detayına inerekten konu karşısındaki duruşumuzu açıklayalım. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin genç nüfusu nicelik bakımından ciddi bir potansiyel vaat etmektedir. Betonarme yatırımların bugünümüzü estetik açıdan güzelleştirdiği doğrudur fakat yarınımızı kurtarmayacağı da açıktır. Dolayısıyla bu genç nüfusunu nitelik bakımından donatarak gelecek inşasına başlamak şarttır. İnce bu konuda da gözler iki makama dönmektedir. Bunlardan biri anneler öteki de öğretmenlerdir. Konumuz gereğince devam edecek olursak, annelerimizin dolaylı yoldan yeni bir nesli baştan inşa ettiği anlaşılacaktır. Bu söylediklerimizi “kadının görevi çocuk bakmak mı?” tarzında basit ve fütursuzca değerlendirecek olanlara ise söyleyecek sözümüz yoktur, at gözlüklerini çıkarmaları tek temennimizdir.

Eski Türk devletlerinde milletin yapıtaşı olarak aileler tayin edilmiştir. Ailelerin bozulması durumunda devletin istiklal ve istikbalinin tehlikeye gireceği konusunda zannımca tecrübelerle sabitlenmiş bir bakış vardır. Ailelerin yöneticileri ise kesin ve kati suretle hanımlar olmuştur. Özellikle bugün dünya medeniyetinin beş büyük kavmi olarak nitelendirilen diğer kavimlerde kadınlara verilen değerle Türk kavminin verdiği değer arasındaki fark ölçülere sığmayacak büyüklüktedir. Durum bu halde iken, kendini kadın-erkek eşitliğine adadığını söyleyen zat-ı muhteremlerden bunları duymak henüz nasip olmamıştır.

En çok canımızı sıkan ve aklıselimliğine bir türlü ikna olamadığımız bir başka konu da ithal kahramanlardır. Biz, milletin temel taşı, geleceğin inşası, tarihin yankıları gibi kozları masaya sürerken okyanus ötelerinde bulanan bir şahıs ile karşımıza çıkmalarıdır. Sosyal medyada paylaştığınız, telefonlarınıza duvar kağıdı yaptığınız kişinin bu millet ile nereden ve nasıl bir bağı vardır? Tomris Katunlar, Nene Hatunlar, Sabiha Gökçenler neyinize yetmez, düşüncenizi anlatmak için nerede eksik kalır? İthal fikirler, ithal kahramanlar Türk milletinin alışık olmadığı, kabullenmediği şeylerdir. Bizim özümüzden, bizim dilimizden inandığınız görüşü savunmanız sizin elinizi güçlendirecektir. 

Kime neyi anlattığınız kadar nasıl anlattığınız da önemlidir. Türk milletine kadın-erkek arasındaki dengeyi anlatırken sosyal medyadaki durumlarınız, kapalı toplantılardaki güncele değinen geçmişi ve geleceği hesap etmeyen konumlarınız bu sorunu çözmek yerine daha da çetrefilli hale getirmiştir. Kadına değer veren de, kadın ile erkeği eşit tutan da bu duruşundan taviz vermeyen de Türk geçmişi, Türk’ün tarihidir.

Bize başkasını anlatmayınız zira dinlesek de ikna olmuyoruz. Bize bizi anlatınız, bize bizimle geliniz. Yolu uzatmanıza hacet yoktur, derin arayışlara girmenize gerek yoktur, dönüp kendinize bakmanız her şeyi kökten çözecektir.