Berna Usta
2 years ago - 2 Dakika, 50 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

Klasik Türk Mûsikisinin Piri: Hamâmîzâde İsmail Dede Efendi

Klasik Türk mûsikisi bestekarı ve hanende olan İsmail Dede Efendi, kültür ve medeniyetimizin temel yapı taşlarından birisini oluşturuyor.

Klasik Türk Mûsikisinin Piri: Hamâmîzâde İsmail Dede Efendi


Günümüzde Dede Efendi olarak bilinen İsmail Dede, 9 Ocak 1778’de İstanbul Şehzadebaşı’nda dünyaya geldi. Doğumu kurban bayramının ikinci gününe denk geldiği için kendisine ismail adı verilmiş. Mevleviyye tarikatına mensup olmasından dolayı “İsmail Dede” ve “Dede Efendi” olarak tanınmıştır.

Sesinin güzelliği ile dikkat çeken İsmail, ilk mûsiki derslerini Anadolu Kesedarı Uncuzâde Mehmed Emin Efendi'den aldı. Daha sonra Yenikapı Mevlevihanesi'ndeki Ali Nutkî Dede ile kardeşi Abdülbaki Nasır Dede ve devrin ileri gelen diğer müsikişinaslarından eğitim alarak kendini geliştirdi.

1798’de ise Mevlevi tekkesinde çileye girmeye karar verdi. Çilesi sırasında bestelediği “Zülfündedir benim baht-ı siyahım” dizesiyle başlayan buselik şarkısıyla mûsiki çevrelerinde büyük merak uyandırdı ve dönemin padişahı ve aynı zamanda mevlevi olan III. Selim’in dikkatini çekti. Padişah, çile dolduran İsmail’i saray çağırarak takdirlerini bildirdi.                          

1799 yılında çilesini dolduran İsmail, Dede unvanı aldı. yaptığı besteler ile dikkat çekmeye devam eden İsmail Dede tekrar saraya çağırıldı ve sarayda iki haftada bir düzenlenen fasıllarda hanendelik (şarkı söyleyen kimse) yapmaya başladı.

İsmail Dede’nin tam anlamıyla değer gördüğü ve el üstünde tutulduğu devir II. Mahmud devri olmuştur.

Klasik Türk Mûsikisinin Piri: Hamâmîzâde İsmail Dede Efendi

                                    

II. Mahmud tarafından saraya çağırılan İsmail Dede 1812 yılında “musâhib-i şehriyârî” ler arasına alındı. Bir müddet sonra da müezzinbaşılığa getirildi.

II. Mahmud’un ölümünden sonra tahta çıkan oğlu Abdülmecid batı hayranı bir padişahtı. Batıyı her alanda el üstünde tutmuş kendi kültürünü dışlamıştır. Sarayda kendi öz müziğimizi dışlamış batı müziğini el üstünde tutmuştur. Abdülmecid’in batı hayranlığı sadece müzik alanıyla sınırlı kalmamıştır. Avrupa’dan getirttiği mimarlar (Fossati Kardeşler) birçok tarihi eserimizin dokusunu bozmuştur.

Klasik Türk Mûsikisinin Piri: Hamâmîzâde İsmail Dede Efendi


İsmail Dede de bu yıkımdan nasibi alanlardan olmuştur. Abdülmecid döneminde saraydaki konumu korusa da gördüğü gördüğü muamele onu hayli üzmüş ve kalbini kırmıştır.

Saray çevresinden uzaklaşmak için padişahtan izin isteyerek hacca gitti. Hac yolun kolera hastalığına yakalanarak, 1846 yılında Mina’da vefat etti. Cenazesi Mekke’de Hz. Hatice’nin ayak ucuna defnedildi.

500’ün üzerinde eser besteleyen Dede Efendi, birçok insanı adını dahi duymadığı Türk mûsikisinin âyin, durak, tevşih, savt, ilâhi, peşrev, saz semâisi, kâr, kârçe, kâr-ı nâtık, murabba, semâi, şarkı, türkü, köçekçe gibi hemen her türlü formunda eser vermiştir.

İsmail Dede’nin Cankurtaran’ın Akbıyık mahallesindeki evi, Türkiye Tarihi Evleri Koruma Derneği tarafından restore edilerek müzeye dönüştürülmüştür.

Günümüzde en çok bilinen eserleri şunlardır.

“Yine bir gülnihâl aldı bu gönlümü”, “Ey bût-i nev eda”, “Yüzündür cihânı münevver eden”, “Dil bir güzele meyletti hele”, “Bir gonca-femin yâresi var ciğerimde”, “Mah yüzüne aşıkânım”

Hiçbir sanatçıyı kıyaslamak doğru değildir fakat kendi kültür ve medeniyetine sahip çıkan bir toplum olsaydık, Dede Efendi şu an dünyada Mozart, Beethoven gibi sanatçıların sahip olduğu değer sahip olacak unutulup gitmeyecekti.