Ayberk Akın
2 weeks ago - 5 Dakika, 36 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

İnsanlığın İçtimalığı Üzerine

İnsanlığın İçtimalığı Üzerine


Bilim tarihinde bazı konular uzun yıllar araştırma konusu olmuştur. Bunlardan biri de gerek fen bilimlerinin gerek de sosyal bilimlerin epeydir üzerinde çalıştığı insandır. Yazının devamı gereği bizi ilgilendiren kısım sosyal bilgiler kapsamındadır ve hatta fikir adamlarının “insan içtimai bir canlıdır” yorumundadır.

Varoluştan beri insanın temel ihtiyaçlarını gidermesi için diğer insanlara ihtiyacı olmuştur. Çağ değişip, zaman geçtikçe bu ihtiyaçların kapladığı alan ve arz ettiği önem daha da artmıştır. Ve hatta cemiyetleri de bu zaruret ortaya çıkarmış, gelişmesinin de önünü açmıştır. Günümüzün anakentleri, büyükşehirleri… Aklınıza gelecek her türlü yerleşim yerinin hizmet ettiği akım tam olarak budur. Fertlerin birbirine duyduğu ihtiyaç insan gruplarını yaratmıştır. 

Kendini anlatmayı dert edinen insanı anlayan, onun anlattıklarına benzer yahut yakın düşünenler de bu grubun içine dâhil olmuştur. Bu konuyu buradan alıp devletlerin varlığına ve milletlerin oluşumuna kadar götürmek mümkündür. Lakin bunu yaparken coğrafyayı ve antropolojiyi atlamak, türlü mefkûrelere temel olsun diye “kulak ulemalığı” yapmak yersiz olacaktır.

Bugün insanların birçoğu şehir hayatlarından ve gürültüden bıkmış vaziyette hayatlarına devam ediyor. İşin enteresan tarafı bu bıkkınlık ve sıkılmışlığa rağmen onları bağlayan bir şeyler varmış gibi duruyor. İşte burada da akan zamanın bize getirdiği yeni bir zaruret beliriyor: cemiyette statü kazanma hastalığı… 

İnsanların bıktığı bu yaşama uyum sağlamaları şarttır. Yoksa milyonlar içinde gömülüp gitmek çok kolaydır. Bu sebeple beşer, şahsiyet olduğunu kanıtlamak; benliğini ispatlamak için yaşam mücadelesi tadında bir kavganın içinde yer almıştır. Çünkü insanın rezil olma ve tutunamama korkusunun önünde hırsları ve uğruna yaşadıkları vardır. Günümüz dünyasını yorumlamak için de bu pencereden bakmak bize hayli avantaj sağlayacaktır.

Fertlerin toplumları oluşturduğu gerçeğinde herkes mutabıktır. Lakin bu basit denklemlerin bilinmeyenlerinin yeni denklemler getirmesi de şaşılacak bir durum değildir. İçtimai piramitler, itibar merdivenleri ve toplumsal statüler… Bunların etrafında kümelenmiş hırslar ve bankalar… İnsanın zaruri ihtiyaçlarından doğan yeni ve eskimeye niyeti olmayan sorunlar… Bunca karmaşanın içinde karşımıza yeni bir kavram çıkmakta, ilk bakışta cezp etse de arz-talep dengesinde sınıfta kalan bir görüntü ortaya koymaktadır. 

Fertler yoruldukları hayatlarından kaçış, kabuklarına çekilişin adını inziva olarak belirlemişlerdir. Sessiz ve sakin ortamlarda, iç sesleri yahut sevdikleriyle geçirdikleri zamanı da bu kelimenin hareket alanı olarak açıklasak yanılmış olmayız. Fakat bizi şaşırtan konu ise inzivanın bazen birkaç bugün bazen ise birkaç saat oluşudur. Çetrefilli ve yıllanmış hayatlardan kaçmak bu kadar kolay mıdır yoksa insanın zaruri ihtiyaçları için çevresinden ve cemiyetinden ayrı kalma süresi mi bu kadardır? 

İşte bu sorunun cevabı; bireyin kendine açıklayamadığı davranışı, ömür bittikten sonra keşkeler ile andığı zaman diliminden sıyrılma çabasının karşılığıdır. İnsanın gelişmesi için gerekli olan ortamı yalnız başına sağlaması istisnalar dışında imkansıza yakındır. Çevredekilerin yaptığı yanlışlardan tutun da medeni birey olma yoluna kadar “insan içtimai bir canlı olmak zorundadır”

Buyurun bunları bugüne entegre edelim, günümüzün çizimlerini bu renkle renklendirelim. Toplumsal yaşamın vazgeçilmezi ise güvendir. Pek tabi insan kendine benzeyene, kendi gibi düşününe ve tabiri caizse kendi soyundan gelene güvenir. Zedelenmeye ve müdahaleye gayet açık olan bu kavramın bunca büyük yükleri taşıması buna rağmen çıtkırıldım oluşu da hayatın bize bir imtihanıdır. Her ne kadar günümüz insanı sosyal ve aktif görünse de şahsımın bakışı bu konuda taban tabana zıttır. 

Bunca hengâmede hırslarına yenik düşen insanın bir yandan da tahammül seviyesi hızla düşüş içindedir. Evvelden bahsettiğimiz içtimai piramidin ve statüler terazisinin bir sonucu olarak yorumlamak da mümkün olacaktır lakin gözlemlerimize bakarak statü fark etmeksizin ortaya konulan tavır aynıdır. Belki ince ve küçük bir ayrıntıdır fakat artık “tatiller fertler için kafa dinlemek ve inzivaya çekilmekten ziyade bir ihtiyaç haline gelmiştir.” Bireylerin birbirini dinlemeye dahi mecali kalmamıştır, işin acı tarafı da fikirleri aile yahut çevrede konuşmaktansa sosyal mecrada yaymak bir alışkanlık haline gelmiştir. 

Psikologların yahut sosyologların bu konudaki gözlem ve fikirleri elbet bizimkinden sağlam ve geçerlidir amma velakin bu konuda şapkayı öne koyma vakti de gelmiştir. Belki de bu davranışların temelinde bir kavram kargaşası yatmaktadır. İhtiyaç ile lüks, eleştiri ile hakaret, savunma ile savurma… Liste aşağılara kadar varır, uzadıkça uzar. Bizim kelimelerce anlattığımız insan ihtiyacı ile bugünkü durumun çelişmesi bireyselleşen, toplumdan kopmuş fakat zorla tutturulmuş insanların izahıdır.

Önceki paragraflarda güvene ve birey-toplum ilişkisine epey değindik. Günümüz insanının sosyal ve aktif görünümlü maskesinin altında yalnızlaşmış bir hal aldığından da bahsettik. İnsanın temel ihtiyacından doğan bu kısır döngü üzerine epey konuşmak kolay lakin nokta tespitlere yoğunlaşmak daha faydalıdır. Toparlayacak olursak fertlerin olmazsa olmazları cemiyetleri ve toplumları yaratmıştır. Bu insan grupları beraberinde büyük yerleşim yerlerini getirmiş, onlarla beraber gürültü ve kirliliği peydahlamıştır. 

Gösterişli hayatların tabakalar arası geçişleri ve itibar kaybetme kompleksleri ise günümüz insanında baş belasıdır. Tüm bu zincirin halkaları hırslar, daha çok kazanma tutkuları ile sıkı bir bağ kurarak devam etmektedir. İnsanın inziva dediği kavrama cemiyeti tercih edişi ise manasız gözükse de sebebi varoluşundan beri istediği birlikteliktir. Bugünlerde de sosyal ve hareketli hayatlarından herkes şikâyetçi olsa da kopamama sebebi olarak bu açıklamayla bir nebze de olsa tatmin olmak mümkündür. Çünkü bu basit ve anlaşılabilir konuyu çetrefilli hale getiren fertlerin bireyselleşme çabaları altında güvensizlik ve kavram kargaşaları yatmaktadır. Bunun düzeltilmesi de yine bireylerce mümkün olacaktır. Gelişmek ve medenileşmek için çevre şarttır. İnsanların ömür boyunca kendi kabuğuna çekilme süresini toplasak inanın bana cemiyetteki mücadelesi için harcadığı vaktin yanından geçmeyecektir.

Epey uzun konuştuk, umarım kendimizce mühim gördüğümüz noktalarda sizinle de anlaştık. Dedik ya bu hale gelişimiz bir kısır döngüdür. Kısır döngülerden birini de biz ortaya atalım ve yazımızı başladığımız cümleyle bitirelim: ne konuşursak konuşalım, ne ortaya atarsak atalım. İnsan yaptıklarının farkında olsa da olmasa da, toplumsal hayattan bıksa da usansa da geçmiştekinin aynısı ve geleceğin aynası olarak bugün de içtimai bir canlıdır.

“İnsan içtimai bir canlıdır ve bu ihtiyacını karşılayacak teknoloji de çıkmayacaktır.”