Yusuf Güldür
1 month ago - 2 Dakika, 53 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

Eski Türklerde Savaş Gelenekleri

Dünyada savaş tarihine dair bir eser çalışması kaleme alınsa, hiç şüphesiz bu eser kahir bir ekseriyetle Türk Tarihi’ni konu alır. Zira savaş kabiliyeti en yüksek toplumlardan birisi –ve hatta en yüksek olanı- hiç şüphesiz Türk Milleti’dir. Atalarımız, tarih boyunca kendilerine özgü pek çok savaş taktiği ve uygulamış oldukları harp hukukuyla çağdaşlarından ayrılmış, hem acuna nizam vermiş hem de bunu yaparken erdemi ve mertliği esas alan Türk Töresi’nden sapmamıştır.

Eski Türklerde Savaş Gelenekleri


Türklerde Savaş Hukuku

Kadim Türk Tarihinde, ilk Türk boylarının teşekkülünden beri Türk Savaş Hukuku belirli bazı kurallara dayanmıştır. Yani öylece gelişi güzel sağa-sola saldırma şeklinde bir usul benimsenmemiş, canların alınıp verildiği harp hâli için bazı ön şartların oluşması gerekmiştir.

Kutadgu Bilig’de Yusuf Has Hacip, Türkler’de savaş şartlarının oluşması meselesiyle ilgili şu bilgileri vermiştir; “Bilgisizlere, kötülere, adaletsizlik yapanlara ve anlaşma ve barışı kabul etmeyen düşmana karşı başvurulacak son çaredir. Memleketin düzeni ve begliğin devamı için kanunun ve adaletli yönetimin şart olduğu, begin hâkimiyetinin devam etmesi, ülkenin genişletilmesi ve düzenin sağlanması, kanunların doğru tatbik edilmesi…”

Dolayısıyla Kutadgu Bilig’deki bu ön koşullar irdelendiğinde, Türkler hiçbir zaman gelişi güzel can alan bir toplum olmamış, yaptıkları harplerde hep vatan, adalet ve nizam duygularıyla hareket etmişlerdir.

Aman Dileyene Kılıç Çekilmez

Türk Töresiyle özdeşleşen kadim harp geleneklerinden birisi, hiç şüphesiz aman dileyene, yani teslim olup af isteyene kılıç çekilmeyeceği gerçeğidir. Kahraman Türk savaşçıları, yaptıkları harplere mümkün mertebe nefislerini karıştırmamışlar ve en öfkeli anlarında bile töreden ayrılmamışlardır.

Eski Türklerde Savaş Gelenekleri


Çekilen Kılıç Kana Doymadan Kınına Girmez

Yine Orta Asya bozkır yasaları gereği, bir harp durumu söz konusu olduğunda ve tüm yollar tüketilip de mutlak bir savaş hâli ortaya çıktığında, kılıç kana doymadan, yani kıran kırana bir cenk yapılmadan kılıçlar tekrar kınına sokulmaz. Yani ki son deme kadar sabreden Türk Savaşçısı, kılıcını bir kere çekti mi, tüm sabrının intikamını alırcasına saldırır hasmına. Ola ki düşmanı aman dilemesin.

Gök Girsin Kızıl Çıksın

Eski Türkler’de en büyük yeminlerden birisi olan bu söz, Türk Savaşçıları’nın verdikleri anda bağlı kalacaklarına dair sözlü bir mühürdür adeta. Bir Türk Savaşçısı, sözünden dönmesi durumunda kendi kılıcının kendi vücuduna saplanıp, tertemiz giren kılıcın kendi kanına bulanarak çıkmasını söyler, bir nevi sözünü tutmama durumunda kendisine beddua eder.

Kın Kırma

Çok fazla bilinmeyen bu gelenek, tıpkı Tarık bin Ziyad’ın İspanya’ya çıktığında gemileri yakması gibidir. Öyle ki, bir Türk Savaşçısı, bir savaşa dönmemek üzere gidiyorsa, kesin bir ölüme koşuyorsa, bunu belli etmek için harp öncesinde ya da harp sırasında kılıcının kınını kırar. Onu görenler anlar ki, artık o kılıç bir daha kınına girmeyecek, o bahadır, şehit olana kadar savaşacaktır.

Özetle anlatmaya çalıştığımız bu birkaç harp geleneğimiz, kadim Türk Kültürü’nde savaş hukukunun ne kadar önemsendiğinin ve bir Türk için savaşçılığın bir onur meselesi olduğunun en bariz kanıtıdır. Savaşı bile bir mertlik hukukuna bağlayan ecdadımızın tini şad, mekânı uçmak olsun.