Onur YILMAZ
1 week ago - 3 Dakika, 18 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

Kür-Şad ve İhtilali Gerçek midir?

Hüseyin Nihal Atsız’ın ölümsüz eserleri Bozkurtların Ölümü (1946) ve Bozkurtlar Diriliyor (1949) (Daha sonra iki eser birleştirilerek Bozkurtlar adıyla bir kitap haline getirilmiştir.) adlı eserlerinde bir tarihi roman olmasına rağmen okuyucuya Türklerin yaşadığı coğrafya, hayat tarzları ve mücadeleleri vb. konularda detaylı olarak hiç göz ardı edilmeyecek derecede gerçek ile birebir örtüşen bilgiler aktarılmıştır. 

Kür-Şad ve İhtilali Gerçek midir?

Tarihi romanlar gerçeklerle eşleşse de yazarın kurgu dünyasını yansıttığı için her yazılanı doğru kabul edilerek ciddi bir kaynakmış gibi kullanılamaz. Atsız Beyin edebiyatçılığı dışın da Türk tarihi hakkında yazdığı akademik makale ve eserler örneğin; “Anadolu da Türklere ait yer isimleri”, “XV. asır tarihçisi Şükrullah- Dokuz Boy Türkler ve Osmanlı Sultanları Tarihi gibi yazıları akademik kaynak olarak kullanılmaktadır. Belki de bu çok ciddi tarihçiliğinden ötürü Atsız’ın Bozkurtların ölümü romanın da ilk defa rastladığımız ve yayınlandığı andan itibaren herkesi çok etkileyen ve hatta çocuklarına ismini verdirtecek derece iz bırakan Kür-Şad ihtilalini yazmış olması insanları bu karakteri gerçek sanmasına yol açmıştır. Nihal Beyin usta edebiyatçılığı ile tarihi karakter ve olayları harmanlayarak roman haline getirmesi bu konudaki en büyük etmendir. Hüseyin Nihal Atsız'ın yazdığı Kür-Şad ihtilali Türk Milleti üzerinde derin etkiler bırakarak eski Türk tarihine büyük merak uyandırmayı başarmıştır. Peki Kür-Şad aslında kimdir ve ihtilal gerçekte olmuş mudur?.

Öncelikle Nihal Atsız’ın Kür-Şad ismini nereden ortaya çıkardığına bakmak gerekir. Türkiye'nin en önde gelen Türk tarihi araştırmacısı Prof. Dr. Ahmet Taşağıl’ın aktardığına göre; Atsız bu ismi oluştururken Kül Tegin’in isminden Kür kelimesini ve Bilge Kağan'nın ilk unvanı olan Şad kelimelerini birleştirerek bu tarihi roman karakterinin adını oluşturduğunu söylemiştir. Kür-Şad’ın Çin kaynaklarına göre adı Chie-Shih-Shuai'dir. Bu kişi roman da sanılanın aksine ilk başta kahraman olarak değil de Türk Kağanlığını (Göktürk İmparatorluğu) ve Kağanını yalnız bırakarak ve ağabeyi Tuli ile 629 yılında Çine sığınıp orta derece bir general olan haneden üyesidir. Bu sığınmadan birkaç yıl sonra Doğu Göktürk yıkılır. Chie-Shih-Shuai ve beraberinde Çine sığınan Türkler önce On bin daha sonra sayıları çoğalarak yüz bine ulaşmıştır. Türkler örgüt kurmuşlar ve büyük bir plan tertip etmektedirler. Yine Ahmet Taşağıl’ın aktardığına göre gece şehri gezmeye çıkan Çin Prens’i “ Li Chih”i kaçırıp Göktürk ülkesine ulaşacaklardır ve onun sayesinde bütün Türkleri kurtaracaklardır. Ho-lo-hu ismindeki bir Göktürk Beyini kağan yapmayı planlamaktadırlar.639 yılında gerçekleşen bu hadisede Planları çıkan fırtına ve şiddetli yağmur nedeniyle prens saraydan çıkmaz ve plan gerçekleşemez. Chie-Shih-Shuai ve beraberlerindekilerle kırk kişilik ekip Çin sarayını basarlar ve ilk başta çok başarılı olmuşlardır. Üç önemli hedefi aşmışlardır ancak son hedefe yaklaştıklarında saray muhafızları generali büyük bir kuvvet ile gelerek onlarla savaşmaya başlarlar ve çarpışarak geri çekilen Türkler Wei ırmağına doğru kaçmaya başlamışlardır. Kabaran ırmak suları nedeniyle karşıya geçemezler ve burada çarpışarak ölmüşlerdir. Sadece Ho-lo-hu (Doğu Göktürk Kağanı oğlu) öldürülmemiş güneydeki bir şehirde sürgüne gönderilmiştir. Esasında bu yazımdaki amacın büyük edebiyatçı ve bir o kadar da büyük bir tarihçi kimliğine sahip Hüseyin Nihal Atsız Beyi eleştirmek veyahut yanlışlarını ortaya çıkarmak değil Tarihi roman ve karakterlerin  bir kaynak olarak değil de edebi bir eser olarak değerlendirilmesi gerektiğini anlatmak istememdendir. Öncelikle tarihimiz olmakla birlikte gerçekleri iyi araştırmalı ve analiz etmeliyiz gururlandığımız kişi ve olayları tam şekli ve boyutlarıyla okumak ve araştırmak bizim tarihe olan borcumuzdur.