Ayberk Akın
1 month ago - 5 Dakika, 18 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

Küresel Bir Enflasyon Gelecek mi?

Küresel Bir Enflasyon Gelecek mi?

Dünya, tarihi boyunca ender görülen küresel salgınlardan bir tanesini yaşıyor. Bir yılı aşkın süredir mücadele ettiğimiz, olumlu yahut olumsuz her türlü yansımasını gelecek yıllarda göreceğimiz covid-19 salgını; birçok alanda “değişim” gerektirecek kadar üst düzeyde bir etki yarattı. Mevcut sistemlerin eksiklerinin giderilmesi gerektiğini gösteren mevzubahis sürecin bilançoları da yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.

Sağlık sistemlerin yetersiz kalışı, ülkeleri yöneten liderler ve kurmaylarının yol haritası çizerken hayli yavaş kalması, tedarik zincirindeki kırılma ve kapanma sebebiyle yaşanan talep kıtlığının arz tarafındaki azalma ile birleşmesi sonucu etrafına farklı problemleri alan ekonomik problemleri çözecek fikri bir temelin olmayışı, fikri temel olmaması sebebiyle refleks göstermekte zorlanan ekonomi otoriteleri ve benzeri durumda kalan muhtelif alanların ileri gelenleri; pandemi döneminin “eksikleri gözükenler” listesine en üst sıralardan giriş yapmaya hak kazandılar. Sürecin olumlu yanları da muhakkak vardır, bizlerden götürdüğü kadar getirdikleri de olmuştur yahut olacaktır. Lakin salgın döneminin kararları ve adımları, şu anda kırmızı alarm niteliğindeki küresel enflasyonu tetikleyebilir. Belki de çoktan tetiklemiştir, halihazırdaki durum gelmekte olan küresel enflasyon dalgasının ayak sesleridir.

Salgın döneminin en zorlanılan alanlarından biri hiç şüphesiz ekonomi kanadıydı. Belirsizlikler, üretim çarklarının durması, tedarik zincirinin aksaması, taleplerdeki düşüşler vesaire gibi birçok madde hasebiyle kamunun ve merkez bankalarının üzerine ciddi bir yük binmişti. Birincisi bu zararı finanse edebilmek neredeyse mümkün değildi çünkü ne şirketlerin ne de devletlerin bu gibi kara günler için herhangi bir hazırlığı yoktu. Buna ek olarak, mevcut sistem o kadar bozulmuştu ki özel sektörü kurtarma mecburiyetinin yanına bir de vatandaşları mahcup etmeme gerekliliği eklenince ekonomi otoriterleri çıkmaza girmişti. Onlarda çareyi para arzlarını artırmakta buldular. Birçok ülke para basma yolunu tercih etti. Musluklar biraz açıldı, teşvik paketleri arka arkaya geldi. Petrol tarafındaki hâlâ devam eden sürtüşmelere benzer birtakım anlaşmazlıklar, borsaların kısa süreliğine dip yapması, bir önceki yazımızda bahsettiğimiz kripto varlıkların popüler oluşu ve benzeri gibi hadiseler ile salgın dönemi bir şekilde geldi geçti.

Ancak o zaman için alınan kararlar, o günün şartlarında çarkların bir nebze olsun dönmesini sağlamıştı. Fakat etkileri yeni yeni kendini belli etmeye başladı. Aşıların gelmesiyle beraber ülkelerin yavaş yavaş yeni normale dönmesi ile birlikte “toparlanma” adı verilen bir dönem başladı. Toparlanma dönemiyle birlikte üretim katlana katlana hızlandı, uzun süredir evde kalan bireyler de özledikleri hayata kavuşunca (tüketim toplumundan bahsediyorum) para harcamaya başladı. Bu da gerek üretim amaçlı talep ile emtia fiyatları tarafında bir yükselişi gerek de bireylerin oluşturduğu talep yoğunluğunu beraberinde getirdi. Emtia tarafındaki yükseliş, salgın sebebiyle edilen zararlar üretici fiyat endekslerine yansıyarak “maliyet enflasyonu kanadında” bir güçlenmeye yol açarken, küresel bir talep yoğunluğu da arz-talep dengesindeki fiyat artışlarını beraberinde getirdi. Bunların en büyük destekçisi de hiç şüphesiz piyasadaki likidite bolluğu idi. Salgın dönemince piyasaya boca edilen onca para, kısır bir döngüye girerek fiyatlar genel düzeyindeki artışları beraberinde getirdi.

Söylediklerim yalnızca Türkiye özelinde ya da Türk Dünyası bölgesinde geçerli değil. Tüm ülkeleri ilgilendiren bir meseleden, ABD kaynaklı bir küresel enflasyondan bahsediyorum. Dolayısıyla dünyanın rezerv parasının değer kaybetmesi demek FED’in başının belada olduğunun bir göstergesi olduğu gibi FED’in başının belada olması demek dünya için de sıkıntılı günlerin gelmekte olduğunun göstergesidir. ABD’de enflasyon beklentileri ve enflasyonu hissetme noktasında bir artış olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bu da faiz artırımı gelebileceği yönündeki iddiaların ciddileşmesine önayak oluyor. Fakat faiz artırım meselesi kolaylıkla karar alınabilecek bir mesele değil. Çünkü az evvelde bahsettiğimiz toparlanma döneminde, FED’in ısrarla üzerinde durduğu bir istihdam meselesi var. Ayrıca FED kanadı, enflasyonun geçici olduğunu, yukarı bahsettiğimiz yoğunlukların bir süre sonra piyasada dengeleneceğini düşünüyor. Bunu elbette zaman gösterecek fakat bazı ülkelerde, Rusya ve Meksika gibi, küresel enflasyonun sinyallerinin gelmesi üzerine önden faiz artırımları geldi. Birçok ülke bu konuyu hassasiyetle takip ediyordur diye tahmin ediyorum. Çünkü şu anda FED’in artırdığı para arzı sebebiyle her şey yolunda. Gelişmekte olan ülkelerde negatif ayrışan bazı ülkeler olsa da (ne yazık ki Türkiye onlardan biri) genel görünüm risk düzeyinin henüz ciddi manada olduğunu bizlere göstermiyor. Aynı zamanda piyasanın uzun süredir konuşulan bu durumdaki “beklentiyi fiyatlama” tavrının da çok sert olmadığını görüyoruz. Piyasalarda henüz bu durumun ciddi bir alarmı yanmadı, borsalar şişmeye devam ediyor, emtialar kanadında gelen verilere göre dar bantlarda dalgalanmalar devam ediyor. Dolar endeksinin ve ABD 10 Yıllık Tahvileri’nin hareketleri bizler için önemli. Tüm bunları söylüyorum çünkü FED eğer enflasyonun geçici olduğu tezinde haklıysa bunu önden tahmin edebilmenin en kolay yollarından biri piyasa hareketleri. Bu fiyatlamaları dikkatle takip etmekte fayda var.

Geçici mi değil mi sorusuna bir de grafik ve verilerle yeni bir boyut getirerek son sözü sizlere bırakalım. Birincisi halihazırdaki enflasyonun varlığı, herkes tarafından kabul görmüş durumda. Şöyle basit bir şekilde göstermek gerekirse:

2020 yılındaki 100 ABD Doları 2021 yılındaki 105,37 ABD Doları’na eşit

2020 yılındaki 100 Euro 2021 yılındaki 101,45 Euro’ya eşit.

2020 yılındaki 100 Çin Yuanı 2021 yılındaki 102,42 Çin Yuanı’na eşit.

2020 yılındaki 100 Türk Lirası 2021 yılındaki 112,28 Türk Lirası’na eşit.

*100 birimlik para birimlerinin satın alma gücü esas alınarak hesaplanmıştır.

Elbette Türkiye’deki durum yalnızca pandemi ile alakalı değil. Fakat dünyanın birçok bölgesinde benzer bir görünüm söz konusu. Aşağıdaki grafiklerin ilki M2 para arzının 2020 yılındaki inanılmaz artışını gösteren bir grafik, ikincisi de ABD’deki enflasyonun tarihsel perspektiften nasıl göründüğünü anlatan bir başka grafik. 

Küresel Bir Enflasyon Gelecek mi?
Küresel Bir Enflasyon Gelecek mi?

Küresel bir enflasyon beklentisi uzun süre, 2022 ilk çeyreği, sıcaklığını koruyacak gibi gözüküyor. Enflasyon geçici mi yoksa kalıcı mı sorusuna herkesin kendi düşünceleri ışığında muhakkak bir cevabı vardır. Ancak asıl sorulması gereken soru, hakim ekonomik sistemin zayıflayan ve aksayan tarafları görmezden gelinerek makyajla mı geçiştirilecek yoksa hakikaten bir değişim rüzgarı mı esecek? Şirketlerin devletlerden güçlü olmasına dur diyebilecekler mi, yoksa bunu da başka bir yazının konusu mu yapmalı? Enflasyona gelince, bunca fütursuz adımın elbet bir karşılığı olacak. Ancak bu gelir eşitsizliklerini tetikliyor ve ceplerimizdeki paralar eriyor. İşte rahatsız olunması ve üzerinde durulması gereken başka bir konu daha.