Aynur Toleubayeva
1 year ago - 4 Dakika, 53 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

Kazakistan'ın Alaş Hareketinin Unutulmaz İsmi: Mağcan Cumabay

Kurtuluş savaşı sırasında Türkiye'ye verdiği destekle bilinen "Mağcan Cumabay" Kimdir? 

Kazak edebiyatının önemli ismi ve Alaş hareketinin önderlerinden olan şair Mağcan Cumabay, doğumunun 125. yılında Türk dünyasının tüm bölgelerinde anılıyor.

Kazakistan


Mağcan Cumabay ve Alaş Hareketi

Mağcan Cumabay, 25 Haziran 1893'de Akmola bölgesinde varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ticaretle uğraşan babasının ismi Beken, annesi Gülsüm idi. Mağcan, soyadını dedesi Cumabay Hacı'nın adından almıştır. 

Daha 4 yaşındayken köydeki imamlardan dini eğitim almaya başlayan Mağcan, eğitimini İstanbul Üniversitesi'nde almış olan Tatar aydını Muhamedcan Begişev’in kurduğu, Kızılcar'daki (Petropavl) medresesinde okudu. Medresede, Doğu halklarının tarihi, Kazak, Tatar edebiyatı ve Firdevsi, Sağdi, Hafız, Ömer Hayyam, Nizami, Nevai gibi doğu şairlerinin eserleriyle tanıştı. Genç şair, 1909’da yayımlanan Abay şiirlerini okuyup ''Altın Sözlü Ünlü Şair Hakim Abay’a" eserini yazdı. Daha sonra 1910 yılında Ufa'da “Galiya” medresesinin öğrencisi oldu. Orada, tanınmış şair Salimgerey Canturin ve gelecekte ünlü yazar olan Beyimbet Maylin’le tanıştı. Ufa'da sadece 1,5 sene kalan Mağcan memleketine dönünce Mırcakıp Dulatulı'dan Rusça öğrenmeye başladı. Onun vasıtasıyla Kazak aydınları Ahmet Baytursınulı ve Alihan Bökeyhanulı gibi Alaş hareketinin temsilcileri ile tanıştı.

Şairin "Şolpan" adındaki ilk şiir kitabı, Tatar yazar Galimcan Ibragimov’un desteği ile 1912'de  Kazan'da yayımlandı. 

Mağcan, 1913 yılında Omsk şehrinde başladığı öğretmenlik eğitimini 1917'de başarıyla tamamladı. Eğitimini tamamladıktan sonra Akmola'ya dönen şair,  Şubat Devrimi'nden sonra siyasi kamusal hayata aktif olarak katıldı. Alaş hareketinin Akmola Bölgesi Komitesi'ne üye olarak seçildi. 

1917 yılında üyesi olduğu Alaş hareketinin kurultayı ile Kazakistan bağımsızlığını ilan etti. Sovyetler Birliği ile uzun süre devam eden şiddetli çatışmaların neticesinde 1918'in Mart ayında Alaş Orda hükümeti dağıtıldı ve Cumabay hapsedildi.

Kazakistan


Mağcan Cumabay serbest kaldıktan sonra Omsk'ta Kazak öğretmenler için eğitim kursu açtı ve ''Bostandık Tuı'' (Hürriyet Bayrağı) adında ilk Kazak gazetesinin editörlüğünü yaptı. 

Turancı şair Mağcan Cumabay, Kazakistan'da 1918-1919 kışında Türkiye'nin Kurtuluş Savaşına atfen ''Alıstagı bauırıma'' (Uzaktaki kardeşime) şiirini yazdı. 

1922 yılında Kazak-Kırgız Eğitim Enstitüsü'ne davet edildi. Mağcan aynı zamanda  “Şolpan”, “Sana” dergilerinin, “Аkcol” (Akyol) gazetesinde yazarlık yaptı. 

Şairin 1923 yılında  ikinci şiir kitabı yayımlandı ve Sovyet Birliği'nin ilk siyasetçilerinden biri olan Anatoli Lunaçarskiy'in davetiyle Moskova'ya gitti. Moskova'da Doğu Emekçileri Komünist  Üniversitesi'nde öğretmenlik yaparken aynı zamanda akşamları Edebiyat ve Sanat Enstitüsü'nde Rus edebiyatı ve Batı Avrupa edebiyatı dersleri aldı. Bu dönemde birçok Rus kültürü figürüyle tanışıp dostluklar edindi. 

1924 yılının Kasımında, Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde eğitim alan Kazak gençlerinin toplantısında, Mağcan’ın 1922 ve 1923 yılında yayımlanan şiir  kitapları yoğun eleştiriler aldı ve Mağcan Cumabay'ın hayatının talihsiz dönemi başladı. 

Mağcan, 1929 yılında gizli "Alka" ittifakını kurdu iddiasıyla tutuklandı ve 10 yıl hapis cezasına mahkum edildi. 1936'da Rus yazarı Maksim Gorki ve onun hukukçu eşi  Ekaterina Peşkova'nın müdahalesiyle serbest bırakıldı. Kazakistan'a dönen şair, Petropavlovsk şehrindeki okulda Rus dili ve edebiyatı öğretmeni olarak çalışmaya başlasa da, kısa bir süre sonra siyasi nedenlerden dolayı öğretmenlik görevinden alındı. 

Hayatının son yıllarını Almatı'da geçiren Mağcan Cumabay, 18 Mart 1937'de tutuklandı ve 1938'de  Sovyet hükümetine boyun eğmediği için kurşuna dizilerek öldürüldü.

Mağcan Cumabay'ın Çanakkale Savaşı esnasında Türkiye için kaleme aldığı şiir:

"Alıstagı bauırıma" (Uzaktaki kardeşime) 

Uzakta ağır azap çeken kardeşim

Solmuş laleler gibi kuruyan kardeşim

Etrafını sarmış düşman ortasında

Göl gibi gözyaşı döken kardeşim

Önünü ağır kaygı örtmüş kardeşim

Ömrünce yaddan cefa görmüş kardeşim

Hor bakan, yüreği taş, kötü düşman

Diri diri derini soymuş kardeşim

Ey Pirim! Değil miydi Altın Altay

Anamız bizim? Bizlerse birer tay

Bağrında yürümedik mi serazat

Yüzümüz değil miydi ışık saçan ay?

Alaca altın aşık atışmadık mı?

Tepişip bir döşekte yatışmadık mı?

Anamız olan Altayın ak sütünden

Beraber emip, beraber tadışmadık mı?

Akmadı mı bizim için dupduru bulak

Şarıldayıp, gürül-gürül dağdan inerek

Hazırdı uçan kuş, kopan yel gibi

Dilesek bir bir atlar, tıpkı Burak

Altay’ın altın günü nazlanarak

Gelende sen pars gibi bir er olarak

Akdeniz, Karadeniz ötelerine

Kardeşim, gittin beni bırakarak

Ben kaldım yavru balaban, kanat açamam

Uçsam diye davransam bir türlü uçamam

Yön bulduran, yol gösteren can kalmadı

Yavuz düşman koyar mı şimdi beni vurmadan

Kurşunlar genç yüreğime saplandı

Günahsız temiz kanım su gibi aktı

Kansız kalıp kuruyup bayıldım

Karanlık hapse sıkıca kapattı

Görmüyorum gece gezdiğimiz ovayı

Gündüz güneşi, gece gümüş nurlu ayı

Nazlı nazlı ipek kundaklara sarmalayıp

Bizi büyüten altın anam Altay’ı

Ey Pirim! Ayrıldık mı ulu bütünden?

Dağılıp yılmayan yağan oklardan

Türk’ün pars gibi yüreği varken

Korka kul mu olduk düşmandan sinen

Kudrete hamle eden Türk’ün canı

Gerçekten hasta mı, bitti mi hali?

Ateşi söndü mü yürekteki, kurudu mu

Kaynayan damarındaki atalar kanı

Kardeşim sen o yanda, ben bu yanda

Kaygıdan kan yutuyoruz, bizim adımıza

Layık mı kul olup durmak? Gel gidelim

Altay’a, ata mirası altın tahta 

Mağcan Cumabay'ın Eserleri

Türk milliyetçisi olan şairin ''Batır Bayan'' (Kahraman Bayan), ''Şolpannın künasii'' (Şolpan'ın günahı), ''Alıstagı bauırıma'' (Uzaktaki kardeşime), ''Oral tauı'' (Oral dağları), ''Tugan jerim Sasıkköl'' (Atayurdum Sasıkgöl), ''Okjetpestin kıyasında'' (Okjetpes'in kıyısında), ''Koylıbaydın kobızı'' (Koylıbay'ın kopuzu), ''Şın erteği'' (Gerçek masal), ''Türkistan'' gibi şiirleri 1960 yılında Mağcan Cumabay'ın aklanmasından sonra halka tanıtılmıştır.