Elif Bilge Aksu
2 years ago - 3 Dakika, 28 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

Mazinin Gür Sesli Şairi: Emin Bülent Serdaroğlu

Kendinden emin, toprağından emin, milletinden emin... 

Birçoğumuz aşinayız geçmişten gelen bu sese, nefesi kolay kolay tükenmeyen bu şairin sesine. Victor Hugo'nun "Mavi Gözlü Yunan Çocuğu" şiirine atıfta bulunarak yazdığı "Kin" şiirinde "ey nâmdar atam" derken maziye sesleniyordu; ancak bugün sesi atide de yankılanır vaziyette. 

"Dağlar lisana gelse de anlatsa hepsini... 
Binlerce can dirilse de nakletse geçmişi;
Garbın cebîn-i zâlimi affetmedim seni
Türküm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!
"

Mazinin Gür Sesli Şairi: Emin Bülent Serdaroğlu


Şairimiz, Miralay Ömer Muzaffer Bey'in oğlu ve Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa'nın torunu olarak 1886 yılında Halep'te dünyaya geldi. Kendisini dünyaya getiren annesi ise Halep Valisi Cemil Paşa'nın kızı Huriye Hanım'dı. Kendisi her ne kadar Halep'te dünyaya gelse de tahsil hayatına İstanbul'da başlayarak bundan sonraki yaşamını şekillendirecek adımları atmaya başladı. Bu adımlardan birisi de Galatasaray Lisesi oldu. 

Henüz Galatasaray Lisesi'nde talebeyken "vatan çocuklarına" ithaf ettiği ve Fatih Sultan Mehmet dönemini hasretle anan "Hisarlara Karşı" şiirini yazmış, genç yaşında da aynı güçlü sesiyle takdir toplamıştı:

"Hürmet... sana, bânîne, mukaddes şühedâna;
Hürmet... seni mahveylemeyen dest-i zamâna!
Ey bunca zaferler taşıyan cebhe-i satvet
Doğrul, yed-i vahşetle eğilmiş ser-i millet!
Doğrul, bugün alçaklara korkup eğilenler
Ölmüşlerin ahfâdıdır ey burc-i muzaffer
!"

Mazinin Gür Sesli Şairi: Emin Bülent Serdaroğlu

Onu şair olarak san'at dünyasında Fecriâti mensubu olarak biliyor olsak da Emin Bülent'in bambaşka bir yönü daha vardı:Galatasaray'ın hem iki numaralı kurucusuydu hem de ilk Türk kaptanıydı. Sadece san'at dünyası için değil, spor dünyası için de önemli bir isim ve önemli bir futbolcuydu. Şiir yazmaya Galatasaray Lisesi talebesiyken başladığı gibi aynı yıllardan itibaren de sporcuydu. Bu güçlü sesin sahibi de sağlam yapılı, kuvvetli biriydi. "Dev Şarkısı" adlı şiirinde bu ses gücünü aldığı maziye seslenmeye devam ediyordu:

"Şahin gibi cenk atları kişnerken uyandım,
Ejder gibi kaplanları boğdum, oyalandım.
Yalçın döşeğim vardı küheylân yelesinden;
Aldımdı bu sert ismimi gök gürlemesinden.
Türküm ben, Oğuz nesli benim vakurum;
Altaylara bağlar beni alnımdaki nurum.
"

Emin Bülent Serdaroğlu, erken yaşlarda başladığı şairliğe ne yazık ki ömrünün sonuna dek devam etmedi. Çok defa sessizliğe büründü, adını unutturmaya çalıştı. Ancak içinde yanan o vatansever ateş gür sesiyle bu sessizlik dönemlerinden birinde ortaya çıktı: "Kin" şiiri. Arkadaşları tarafından nazik ve utangaç biri olarak anlatılan Emin Bülent'in sürekli olarak şöhretten kaçınmak istemesi bu sessizliklerinin arkasında yatan sebepti. Günlük yaşantısıyla karıncayı bile incitmeyecek kadar nazik ve merhametli olan bu adam, söz konusu vatanı olduğunda adeta şahlanıyordu. Bunu yalnızca şiirlerinden değil, o ruhla yaşadığı hayatından da anlıyoruz. Balkan Harbi'ne de o ruhla gönüllü olarak katılmıştı. "Kin" şiirinde de o ruh şöyle dile geliyordu:

"Göster semâ-yi mağribe yüksel de alnını
Dök kalb-i sâf-ı millete feyz-i beyanını...
Al bayrağınla çık, yürü, sağken zafer nümâ
Bir gün şehîd olunca da olsun kefen sana...
"

Anneden de babadan da köklü ailelere mensup olsa da kendisine hiç servet kalmamıştı. Galatasaray Lisesi'nden mezun olduktan sonra memur olup hayatını mütevazı bir şekilde yaşadı. Şair ve sporcu olarak bilindi ama o şana, şöhrete, mevkiye kıymet vermedi. Hepsinden önce vatanseverdi. Tribünde binlerce yabancı rakip taraftarla kavgaya tutuşurken de öyleydi, şiirlerine maziyi hasretle anarak milletine seslenirken de öyleydi, Balkan Harbi'ne ve Birinci Dünya Savaşı'na katılırken de öyleydi. 

1942 senesinde karaciğer kanserinden vefat edip geride asla doyamayacağımız eserler ve tarihe kazınmış bir ad bıraktığında 56 yaşındaydı. Ölmeden önce bilinci kapalı olsa da ruhu Balkan Harbi hatıralarında dolaşıyordu. Bu dünyadaki son sözleri de, "Lüleburgaz... Lüleburgaz... Lüleburgaz'da harp ediyoruz" oldu. Bir vatan evladı daha yeryüzünden böyle geçti...

Biz de ona yarım kalan şiiri "Karanlıklarda" ile veda ediyoruz:

"Ne bir sürur-u temenni, ne bir neşat-ı ümmid,
Ne infial-i tahassüs, ne haşyet-i tehdid

İçimde şimdi ne arzu, ne iptilâ, ne melâl
İçimde şimdi ne matem, ne şevk-ü istikbâl

Ne inşirah-ı tevekkül, ne vahşet-i isyan
Ne inzicab-ı maali, ne aşk-ı bîpayan

Yıkıldı eski sanemhane-i sünuhatım
Yabancı bir yolun üstünde kimsesiz kaldım.

O yol ki kubbesi yok, fecri yok, kevakibi yok
O yol ki merhali yok, gayei metaibi yok.
"

Kabrinde müsterih uyusun.