Simge Malabadi
1 year ago - 9 Dakika, 12 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

Mezarsız Türkolog: Bekir Sıtkı Çobanzade

Bekir Sıtkı Çobanzade; Kırım’da Gaspıralı ekolünde ve ilk kez Avrupa’da öğrenim görmüş Türk Türkolog, SSCB’nin ilk Kırım Türkü profesörü, 20. yüzyılın büyük dilcisi, Kırım Tatar çağdaş edebiyatının kurucusu, şair ve siyaset adamı, repressiya döneminin katledilen aydınıdır. Abdullah Battal Taymas’ın deyimiyle o; “…beyninde ilim ve medeniyet yükü, yüreğinde Türklük ve yurt sevgisi taşıyan misli beraberinde zamanımızda az tesadüf olunan idealist ruhlu bir Türk evladı idi.“

                                                                           “Bir ölü olayım, mezarsız, taşsız,”
                                                                           “Hatimsiz, zikirsiz, sahte gözyaşsız."                                                                                             B. S. Çobanzade (1922)   
Mezarsız Türkolog: Bekir Sıtkı Çobanzade


1893’te Kırım’ın Karasubazar kasabasında dünyaya gelen Bekir Sıtkı, babası Kurtvahap ile 14 yaşına kadar yaz aylarında çobanlık yapmıştır. Babası imkansızlıklar nedeniyle oğlunu okula gönderemezken onun ileride ne denli büyük bir Türkolog olacağını bilmiyordu. Çobanzade, okuma yazmayı annesinden öğrenirken mektepte tahsiline başlayarak kasabalarındaki bir molladan şark ilmini öğrenmiştir. Şiirlerinde kim olduğunu şu dizelerle açıklamıştır: “Tuvdum Kırım’da Karasubazar’da/ Cılandayceşil bir calancıbaarda (Rastkele, Şubat 1919), “Ne mırza soyumda, aytuvlu bir bay / Babayımbir çoban, anam Zaydabay.” (Bir İzin Beriniz, Şubat 1919)

İlk ve orta öğrenimini Karasubazar’da tamamladıktan sonra 1906’da İsmail Gaspıralı ekolünde açılan Akmescit Rüştiyesi’nde öğrenimine devam etmiştir. Abdullah Battal Taymas’ın deyimiyle; “Bu çoban çocuğunun ruhuna fikir, milliyetçilik ve yurtseverlik tohumları daha bu mektepte atılmış bulunuyordu.” Bu esnada Kırım’daki zeki ve kabiliyetli gençlerin eğitimine İstanbul’da devam etmesini sağlayan Cemiyet-i Hayriye adlı vakıftan İsmail Bey Gaspıralı ve Hasan Sabri Ayvazov’un başında bulunduğu bir grup Bekir Sıtkı’nın okuduğu okula gelerek öğrenci seçer. Sözlü sırası Bekir Sıtkı’ya geldiğinde o mahcup tavırları ve yaşından daha bilgin sözleri ile dikkat çeker. O gün soyadını sorduklarında bilmiyorum demesi üzerine baba mesleğine ithafen ”Çobanzade” soyadını alır. 1909 yılında bu vakfın yardımıyla İstanbul’da Galatasaray Mekteb-i Sultanisi’nde eğitimine devam eder. Bu yıllarda Galatasaray Sultanisi’nin müdürü Tevfik Fikret’tir ve Çobanzade’ye yakın ilgi göstererek ona bir şiir defteri hediye etmiştir. Bekir Sıtkı ilk şiirlerini bu deftere yazmış ve İstanbul’daki Kırımlı genç öğrenciler ile toplantılarında okumuştur.

İstanbul’da bulunduğu yıllarda Arapça ve Fransızca öğrenen ve de yazarlığını geliştiren Çobanzade, 1915 yılında kısa bir süre için Kırım’a dönmüş ve ardından Slav dillerini öğrenmek amacıyla Odesa Yüksek Okulu’nda öğrenimine devam etmiştir. 1916 yılında Budapeşte’ye giderek onun çalışmalarını ve ilmi ekolünü etkileyecek Nemeth’in öğrencisi olur. Bu yıllarda Çobanzade, Macar basını ve İstanbul’da basılan mecmualar için yazılar yazmıştır. Aynı zamanda onun bu yıllarda Nemeth ile Avusturya’da esir düştüğüne dair kesin olmayan bilgiler mevcuttur. Çobanzade, tüm bu faaliyetlerinin yanında sıradan bir öğrenci olmayarak öğrenim gördüğü üniversitenin rektörünün dikkatini çekmiş ve üniversitede ders vermesini istemişlerdir. Yine Macar Kızıl Ordusu’nda yabancı alayının düzenleyici olarak görev yapmıştır. Çobanzade, 1919 yılında altın madalya ile ödüllendirilerek Türk filolojisi ve felsefe doktoru olup Macaristan ve İsviçre’deki üniversitelerde dersler vermiştir.

Çobanzade, hocası Nemeth’in Macaristan’da kalması ve siyasetten uzak durmasına dair ısrarlarını kabul etmemiş ve 1920 yılında önce İstanbul’a gelerek ardından Kırım’a dönmüştür. Kırım’da bulunduğu yıllarda Türk dünyasında alfabe birliği, imla ve terim gibi ortaklıkların nasıl kurulabileceği konusunda teknik araştırmalarda bulunduğu gibi siyaset ile de meşgul olmuştur. Bu yönüyle Gaspıralı’dan sonra tezahür eden en önemli dil bilimci ve fikir adamı olarak görülür. Çalışmaları Türkçülüğe hizmet eder. Türk dünyasında ortak bir Latin alfabesi konusundaki görüşleri, onu siyaset ve ilim hayatında yalnızlaştırmıştır.

1922 yılında Azerbaycan’da kurulan alfabe komisyonunda çalışma yapması üzerine gelen teklifi kabul ederek Bakü Devlet Üniversitesi’nde profesör ve ardından dekan olarak göreve başlamıştır. Bu olay, yaşamının ardından kendisi hakkında araştırma yapanlar tarafından Kırım’da yalnızlaştırılmasından ötürü “sürgün” olarak adlandırılacaktır. Çobanzade, burada geçirdiği yıllarda çalışmaları ve verdiği dersler ile Azerbaycan’da büyük dilcilerin çıkmasına zemin hazırlamıştır. Ayrıca SSCB’nin Latin alfabesine geçilmesi konusunda desteklediği 1926 Bakü Türkoloji Kurultayı’nın toplanmasında rol oynarken önemli bildiriler de sunmuştur. Türk dilinin mukayeseli tarihi gramerinin yazılması gerekliliği üzerinde durmuştur. Bu kurultayda Türk lehçeleri arasında ortak terimlerin kullanılması gerektiğinden bahsetmesi üzerine Rus Türkologlar tarafından milliyetçilik ile suçlanmıştır.

Yaşayan Türk lehçeleri atlasını oluşturma planı içerisindeki Çobanzade bu uğurda Özbekistan’a giderek birçok makale yazmıştır. Türk dillerinin ortak alfabe kullanabilmesini edebi bir dil birliği oluşturulmasına bağlayan Çobanzade, Türk dilinin güncel meseleleri hakkında makaleler yazarken Özbekistan, Moskova ve Bakü arasında mekik dokuyarak konu hakkında birçok ilmi toplantı yapmıştır.

Çobanzade, ilim yolunda ömrünü arşınlarken SSCB’nin kabahat olarak gördüğü milliyetçilik onun sonunu 1928 yılında hazırlamaya başlamıştır. Çeşitli yayınlarda onun ilmi yönü eleştirilirken milliyetçiliğinden ötürü “burjuva milliyetçisi, pantürkist, yerli muhacir ve hain” kelimeleri adının yanında yer almaya başlamıştır. 1930 yılına gelindiğinde Çobanzade’ye karşı yürütülen eleştiriler sistemli bir saldırı halini almış ve ünvanı geri alınmak istenmiştir. Resmi görevlerinden zamanla tecrit edilmiş, çalışmaları yayın planlarından çıkarılmaya başlanmıştır. Zamanla yalnızlaştırılan Çobanzade can güvenliği sağlamak ve ilmine devam edebilmek amacıyla tarafsız ve sonrasında kendi fikirlerine ters düşen yazılar yazmak mecburiyetinde kalmıştır; “Tabıngan(Bulunan)şeylerimin hepsini yaktım / Yaktığım şeylere temenna ettim“ dizeleriyle halini şiirlerine yansıtmıştır. Kardeşi ile olan anılarında bunun onun için zor olduğunu ve zamanla sahip olduğu düşünce ve çalışmalarının onu ölümsüzleştireceğini ifade etmiştir. Tüm bu saldırılar onu ilim yolundan alıkoymuyordu. Çalışmaları ile Paris Dil Bilimi Cemiyeti’ne 1932 yılında fahri üye seçilerek uluslararası sahada başarısını göstermiştir. 1924’ten tutuklandığı 1937 yılına kadar Taşkent, Fergana, Semerkant, Moskova, Kazan, Leningrad şehirlerinde yer alan üniversitelerde Türkoloji dersleri vermiştir.

1937 yılının Şubat ayında pantürkist, Kırım Kurultayı üyesi, musavvatçı ve devrim karşıtı olduğu bunu ilmi ve edebi eserlerle yaydığı suçlamaları ile tutuklanmıştır. Bu tutuklama o izindeyken gerçekleşmiş ve hemen öncesinde kendinden habersiz bir şekilde işine son verilmiştir. Kendisiyle birlikte opera sanatçısı eşi Rugiya Hanım da gözaltına alınmış, tutuklanma sırasında Bekir Sıtkı’ya ait birçoğu kitap ve ders notlarından oluşan özel eşyaları evlerinin ikinci katından aşağıya atılmıştır. Tutuklandığı yılın Ekim ayında hüküm giyen ve çalışma kamplarından birine gönderildiği düşünülen Çobanzade hakkında bir daha bilgi alınamadı. Yalnız 1942 yılında Azat Kırım adlı gazete yazısında, onun 1938 Aralık’ında Sibirya’da mahkum olarak görüldüğü yazılmıştır. NKVD tarafından ağır işkencelere maruz bırakılan Çobanzade hakkında Dmitriy Ursu, onun yaşadıklarının tasvir edilemez bir durum olduğunu belirtirken kimsenin buna dayanamayacağını söyler.

Şubat ve Ağustos ayları arasında elli yedi kez sorguya alınmış ve üç gün süren sorgusu dahi olmuştur. Kayışla dövülme, havasız bırakılma gibi insani olmayan işkenceler karşısında birleşik Türk-Tatar devleti kurmak ve isyan çıkarmak planında olduğu, Türkiye için ajanlık yaptığı (Azerbaycan’da yaşayan diğer Kırımlılar ile birlikte 1928’den itibaren takibe alınmış ve “başıbozuk” casusluk şebekesi oluşturduğu suçlaması yapılır), bilimsel gezi diyerek Türkistan’da devrim karşıtı kişilerle örgütlendiği gibi iddia ve suçlamaları kabul etmek zorunda kalmıştır. Bin yirmi bir sayfalık dosyasıyla üç Ermeni’den oluşan kurul tarafından yirmi dakikada görülen mahkemede kurşuna dizilerek öldürülmesi hükmüne varılır.

Bekir Sıtkı, 1939 yılının Temmuz’unda Azerbaycan’da yer alan Haçmaz kasabasında kurşuna dizilerek şehit edilmiştir. Mezarının yeri bilinmemektedir. Onun Ekim ayında infaz edildiğine dair belgeler mevcuttur çünkü o dönemde mahkemeler, infazlar gizli yürütüldüğü gibi belgeler NKVD’nin arşivinde saklanıyordu.

İnfazının gerçekleşmesinin ardından eşi Rugiya Hanım da hainin ailesinden olduğu gerekçesiyle sekiz yıl tutuklu kalmıştır. Özgürlüğüne kavuşunca 1956’da mahkemeye başvurarak eşinin dosyasını tekrar açtırmıştır. Çobanzade’nin suçsuz olduğuna karar verilerek dosya kapatılmıştır.

Bu tarihlerde adı ve çalışmaları yasaklanan Çobanzade, başta Kırım Tatarları olmak üzere Türk dünyasında hizmetleri ile kendi yazılarında ifade ettiği gibi mazlum milletinin sesi olarak ebedileşmiştir. Baskılara ve canından olmasına rağmen intihalin ateşini çoktan yakarak evladı gibi gördüğü öğrencilerine sıçratmıştır. SSCB döneminde katledilen Türk aydınlarından sadece biri olmanın ötesine geçmesini sağlayan ve bugün geçerliliğini koruyan Türk dili tarihi, grameri, lehçeleri ve sözlükçülüğü, terminolojisi, öğretim metotlarına göre tasnif edilen araştırmalarında o, ulusal dil ve eğitimi savunarak bu uğurda mücadele etmiştir. Sadece linguistik çalışmaları ile değil fikirleri ile de hafızalara kazınmıştır. Aldığı eğitim ve konuştuğu diller ile çalışmaları geniş coğrafyalara yayılmıştır. Türk dünyasının farklı lehçelerdeki edebiyatının gelişmesinde katkısı olmuştur. Nitekim sorgusundaki bir ifadesi “Ben bütün hayatımı Türk ilmi ve medeni hayatının gelişmesine adadım.” olmuştur. Şiirlerinde ise özelde Kırım Tatarı olmanın tümde Türk olmanın taşkın sevgisi ve mağrurluğu bulunur.

Kaynakça

Acar, K., Kırımlı Bekir Sıtkı Çobanzade (Dilciliği ve Edebiyat Araştırmacılığı), TDK Yayınları, Ankara 2001
Aşnin. F.D., Alpatov V.M.,Nasilov D.M., Mahvedilmiş Türkoloji, Çev. Mehdiyev G.Ç., TDK Yayınları, Ankara 2016
Buran, A., Kurşunlanan Türkoloji, 4. Baskı, Akçağ Yayınları, Ankara 2016
Çobanzade, B.S., Türk-Tatar Dil Bilimine Giriş, Haz. Aşçı, U.D., Küçükballı, F.N., Palet Yayınları, Konya 2015
Çobanzade, B.S., Kırım Tatar İlm-i Sarfı, Haz., Seyityahya, N., TDK Yayınları, Ankara 2009