Can Yaman
1 year ago - 13 Dakika, 18 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

Oğuz Kağan Koşuğundaki Türk Sosyalizasyonu

Gerek tarihçiler gerek edebiyatçılar tarafından Oğuz Kağan Koşuğu birçok yönden incelenmiş, hakkında birçok araştırma eseri verilmiştir. Biz bu çalışmamızla daha öncesinden yapılmış çalışmaları incelemek ve bu çalışmaları yapmış olan değerli öğretim üyelerini anarak yeni bir bakış açısı sunmayı umut ediyoruz.

Oğuz Kağan Koşuğundaki Türk Sosyalizasyonu

1) Niçin böyle bir çalışma gerekliydi?

Ülkemizde yaklaşık yüz küsur yıldır değerli öğretim üyeleri tarafından Oğuz Kağan Koşuğu’nun yapısını, içeriğini vb. anlatan pek çok çalışma yapıldı. Bunun yanı sıra, Türk Tarihindeki bilgi haznemizin geçmiş dönemlere oranla artmış olduğunu da göz önüne alırsak bundan sonra yapılacak çalışmaların sahip olduğumuz bilgi kaynaklarını dikkate alarak Oğuz Kağan Koşuğu’nu yeni bir yaklaşım ile ele almanın gerekliliğine inanıyoruz. Zira Türk Tarihi’nin buna ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Çünkü yeni yaklaşımlar yeni eleştirileri ve yeni tartışmaları başlatacak ve konunun yeniden gündeme gelmesini sağlayarak yeniden yapılandırılmasına neden olacaktır.

Biz bu çalışmamızda yapacağımız yorumların salt doğru olduğunu iddia etmiyoruz. Sunacağımız yorum yeni yorum ve eleştirilere elbette açık olacaktır zaten aksi halde bilim denilen olgu gerçekleşmez. Ancak, dileğimiz odur ki yapılacak eleştirilerin sahipleri tek bir disiplinde okuma yapmış kişiler değil, tarihin bir sosyal bilim olduğunun bilincinde olan, sosyal bilimlerin her alanında disiplinler arası okumalar ve araştırmalar yapmış kişiler olsunlar. Çalışmamızın zihinlerde yeni ufuklar açmasını umut ediyoruz.

2) Çalışmamızda izleyeceğimiz yöntem üzerine

Çalışmamızda nasıl bir yöntem izleyeceğimizi siz değerli okurlarımız ile baştan paylaşmakta yarar görüyoruz. Çünkü bu şekilde çalışma hakkında bir ön bilgiye sahip olan okur, çalışmanın seyrini daha iyi takip etme imkânına sahip olabilecektir. Çalışmamızın başında, metnin başlığında gördüğünüz iki kelime “Sosyalizasyon ve Koşuğ(u)” üzerinde durulacak ve neden bu kelimelerin kullanıldığı okuyucuya açıklanacaktır. Bilhassa ‘destan’ tanımının neden yapılmaması üzerine düşüncelerimizi paylaşacağız. Sonra çalışmamızı yapmak için hangi kaynak metninin hangi çevirisini aldığımız okuyucu ile paylaşıldıktan sonra asıl anlatılmak istenen bölüme giriş yapacağız. Bu bölümün seyri ise şu şekilde olacaktır; Oğuz Kağan Koşuğu’ndan bir parçanın alıntılanıp bunun sosyalizasyon açısından değerlendirilmesi yapılacaktır. Çalışmamızın sonunda ise sonuç kısmı ile çalışmamız sonuçlandırılacaktır.

3) Koşuğ ve sosyalizasyon terimleri üzerine

“Destan” sözü Farsça soylu bir sözcüktür ve bu sözcüğün Fars dilinde ki anlamları “efsâne, masal ve hikâyet-i güzeştegân”[1] anlamındadır. Şemsettin Sami’nin hazırladığı sözlükte ise“1- Hikâye, masal, sergüzeşt 2- bir vak’a veya hâli hikâye eden âmiyâne manzume”[2] anlamları karşılar bizi.[3] Peki o hal de “Oğuz Kağan Destanı” demek doğru olur mu? Türk Tarihinin önemli bir anlatısı olan bu yapıta destan demek onun içeriğinin önemini alçaltmak olmaz mı? Destan sözcüğünün yukarıda ki sözcük tanımlarına bakılırsa bu sözcüğün Oğuz Kağan anlatısını tanımlamaya yeterli olmadığını düşünüyorum.

Destan, Farsça soylu bir sözcüktür ve o dilin koşulları içerisinde meydana gelmiş yazım/anlatı türlerini karşılamak için uygun bir sıfattır. Fars kültürünün anlatı türlerinden Oğuz Kağan’a en yakın diyebileceğimiz “Şahnâme”dir. Faslar neden nu anlatıya Şâh Destanı dememişlerde Şâhname demek ihtiyacı duymuşlar. Demek ki onlarda kendileri içim milli ve tarihi önemi olan bir anlatıyı “masal” anlamına gelen “destan” sözcüğü ile karşılamak istememişlerdir.

Peki bizim Oğuz Kağan anlatımız bir masal yada efsane midir ki biz bu anlatıya destan demekteyiz? Öyle düşünüyorum ki Oğuz Kağan anlatısını okumuş, onun üzerinde inceleme/araştırmada bulunmuş aklı başında hiç kimse bu anlatıya masal deme cüretini gösteremez. O hal de Fars yazımı içinde bile milli ve tarihi değeri olan bir metin destandan ayrı bir isimlendirmeye gidilirken bizim Oğuz Kağan Destanı dememizin doğru olmayacağı düşüncesine hak vereceğinize şüphemiz yoktur. Bunun ayrımında olan bazı araştırmacılar “Oğuzmâme” demişlerdir. Bu kullanımın “destan” kullanımına oranla daha doğru olduğunu söyleyebilirsek de niye milli destanımızın isimlendirmesini Türkçe yapmadığımız bizi düşündürmektedir.

Peki, bizim Oğuz Kağan anlatımız bir masal ya da efsane midir ki biz bu anlatıya destan demekteyiz? Öyle düşünüyorum ki Oğuz Kağan anlatısını okumuş, onun üzerinde inceleme/araştırmada bulunmuş aklı başında hiç kimse bu anlatıya masal deme cüretini gösteremez. O halde Fars yazını içinde bile milli ve tarihi değeri olan bir metin için destandan ayrı bir isimlendirmeye gidilirken bizim Oğuz Kağan Destanı dememizin doğru olmayacağı düşüncesine hak vereceğinize şüphemiz yoktur. Bunun ayrımında olan bazı araştırmacılar “Oğuznâme” demişlerdir. Bu kullanımın “destan” kullanımına oranla daha doğru olduğunu söyleyebilsek de neden milli destanımızın isimlendirmesini Türkçe yapmadığımız bizi düşündürmektedir.

Birileri bu anlatıya destan ya da “nâme” demeden önce bu anlatıyı ve bu tür anlatıları meydana getirenler, yani Türkler, bu anlatılara ne tür isimler vermişlerdir.

Yakut Türkleri, manzum kahramanlık şiirlerine veya kahramanların hayat hikâyelerine “olongho”, “olongo” adını vermişlerdir.[4] W. Radloff aynı kökten gelen “ölöng” sözünün Kırgızlar arasında “dörtlük, şiir ve türkü” anlamına geldiği kayıt etmiştir.[5] K.K. Yudahin, “ölüng”ün Kırgızlardan ziyade Kazakların türkülerine alem olduğunu söyler.[6] Türkçede Yakutçadaki mânası dışında “ölöng”e aşağı-yukarı eş olarak “şiir, raks havası, raks türküsü, koşam, gazel” karşılığında “koşuğ, yır ve cır” sözleri vardır.[7]Bunlara ek olarak Kırgız Türklerinde Kahramanlık anlatılarına “comok” ve anlatıcıya “Comokçu” adı verilmekte.[8]

Bizim ısrarla “destan” isimlendirmesini yaptığımız anlatı türüne geçmişte ve günümüzde ata yurdumuzda farklı isimlendirmeler yapılmıştır. Biz çalışmamızda Destan isimlendirmesini kullanmaktansa daha doğru olduğunu düşündüğümüz “Koşuğ” isimlendirmesini kullanacağız. Çünkü bizce bu isimlendirme anlatının içeriğini hem daha iyi yansıtmakta hem de anlatının geleneğine daha uygun düşmektedir. Aynı zamanda bu kullanımın bilimsel tarih yazımında kullanılabilirliğinin araştırmacılar tarafından gündeme alınmasının da öncülüğünü yapmayı umuyoruz.

Başlıkta yer alan ve ilk başta okuyana ilginç gelen bir diğer sözcük olan “sosyalizasyon”, literatürde toplumsallaşma olarak da geçmektedir. Terim anlamı olarak; “Sosyalizasyon,

insanın başka insanlarla karşılıklı etkileşim sonunda belli bir toplumun ‘duyma, yapma ve düşünme’ biçimlerini öğrenmesi ve içselleştirmesi süreci”[9] olarak tanımlanır. Toplumsal hayat için gerekli olan bireysel beceriler disiplinli davranışlar, amaçlar ve nihayet bireysel davranışı başkalarının davranışıyla bütünleştirmeyi sağlayan uyum sosyalizasyon süreci kapsamına girer.

Sosyalizasyon, bireyin çevresindekilerle etkileşim sürecidir. Bu, sosyal davranış örüntülerinin kabulü ile sonuçlanan bir süreçtir. Biz bu çalışmamızda “Oğuz Kağan Koşuğu” nu incelerken, anlatının toplum açısından önemini ele alan bir yaklaşım sergileyeceğimiz için başlıkta “sosyalizasyon” terimini kullanmayı uygun bulduk. Zira bu kavramların okurlar tarafından aşina olunmasını istiyoruz; çünkü süregelen çalışmalarımızda da bu tür terimler sıkça kullanılacaktır.

4) Esas alınan kaynak ve çeviri üzerine

Çalışmamızın hangi kaynak ve çeviriden yapıldığını okuyucu ile paylamamız gerektiğini düşünüyoruz. Çalışmamız için Uygur yazımında olan nüshasını esas aldık. Daha sonra ki dönemlerde kaleme alınmış Oğuz Kağan Koşukları’nın içeriklerinde özü itibariyle aynı kalmış olsa da yazıldığı dönemin politik ve siyasi birçok unsurunu içine almış olması dolayısıyla biz en erken dönemde yazıya geçirilmiş olan Uygur harfli olan koşuğu esas aldık. Bu koşuğun 1936 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili Semineri Neşriyatından çıkmış olan W. Bang ve G.R. Rahmeti’nin yapmış olduğu çalışmayı esas aldık. Bir sonraki bölümde tırnak (“”) içinde gösterilen koşuğdan alıntılar adı geçen çalışmadan alınmış olacaktır. Bu sebeple koşuğ alıntıları için ayrıca dipnot verilmeyecektir.

5) Oğuz Kağan Koşuğundaki Türk sosyalizasyonu

Koşuğumuzdan alıntılar yapılacak ve akabinde açıklamalarda bulunulacaktır.

“O çağda, orada büyük bir orman vardı: birçok dereler ve ırmaklar vardı. Buraya gelen avlar ve burada uçan kuşlar çoktu. Bu ormanın içinde büyük bir gergedan vardı. At sürülerini ve halkı yerdi. Büyük ve yaman bir canavardı. Ağır bir eziyetle halkı ezmişti. Oğuz Kağan cesur bir adamdı. Bu gergedanı avlamak istedi. Günlerden bir gün ava çıktı. Kargı, yay, ok, kılıç ve kalkanla ava gitti. Bir geyik ele geçirdi, onu söğüt dalı ile bir ağaca bağladı ve gitti. Sonra sabah oldu. Tan ağarırken yine geldi ve gördü ki: gergedan geyiği almış. Sonra Oğuz Kağan bir ayı tuttu; onu altın kuşağı ille ağaca bağladı, gitti. Yine sabah oldu. Tan ağarırken yine geldi ve gördü ki: gergedan ayıyı da almış. Bu sefer o ağacın dibinde (kendisi) durdu. Gergedan geldi ve başı ile Oğuz Kağan’ın kalkanına vurdu. Oğuz, kargı ile gergedanın başına vurdu ve onu öldürdü. Kılıcı ile başını kesti, aldı gitti. Tekrar geldiği zaman gördü ki: ala bir doğan gergedanın bağırsaklarını yemektedir. Yay ve okla ala doğanı öldürdü ve başını kesti. Sonra dedi ki: ‘Gergedan geyiği yedi, ayıyı yedi. Kargım onu öldürdü; demir olduğu için. Gergedanı ala doğan yedi. Yayım, okum onu öldürdü bakır olduğu için’ dedi.”

Koşuktan alıntıladığımız bu bölüm üzerine düşüncelerimizi belirtelim. Burada anlatılan olay bir gergedan olduğu ve bu gergedanın halka zulüm ettiği ve de Oğuz Kağan’ın bu gergedanı ortadan kaldırmasıdır. Anlatımda dikkatimizi çeken bu bahsi geçen gergedanı avlarken Oğuz Kağan’ın bir yöntem izlemesidir. Önce bir geyiği avlayıp ağaca bağlıyor, gergedanın bunu yemesi üzerine aynı ağaç altına bu sefer avladığı ayıyı bırakıyor. Gergedanın onu da yemesi üzerine bu sefer ağaca kendini bağlıyor. Burada Oğuz adeta bir strateji izlemekte. Avlayacağı canavarı aramaktansa onu yemek için bir yere koşullanmasını sağlayarak onu avlama yoluna gidiyor. Yaşamını bozkırda gerçekleştiren ve bir sürü yırtıcı hayvanla mücadele etmek zorunda kalan Türk boyları için, koşuğumuzda onlara bir yöntem önerilmektedir. Burada kahramanın ormana dalıp canavarı öldürdüğü de anlatılabilecekken böyle bir anlatım yapılması bize koşuğun yazıldığı toplumun ihtiyatlı ve planlı yaklaşım tarzının izlerini sunmaktadır.

Bu bölümde dikkatimizi çeken bir diğer anlatımda, ‘Gergedan geyiği yedi, ayıyı yedi. Kargım onu öldürdü; demir olduğu için. Gergedanı ala doğan yedi. Yayım, okum onu öldürdü bakır olduğu için’, bölümüdür. Burada Oğuz Kağan başarısını, yiğitliğine, cengaverliğine, gücüne, kudretine dayandırma yoluna gitmektense gergedan ve ala doğanı avlamasını sağlayan teknik üstünlüğe vurgu yapmaktadır. Koşukta adeta okuyana şu mesaj verilmek istenmektedir, seni güçlü kılan sahip olduğun teknik üstünlüktür. Nitekim öyle de olmamış mıdır? Uzun yıllar boyunca Türklerin dünyaya hükmetmesini sağlayan bu teknik üstünlük değil midir? İşte Oğuz Kağan bunun farkındaydı ve bunun önemini vurgulamaktaydı.

“…Uruz Beğ’in oğlu ona(Oğuz Kağan’a) çok altın ve gümüş yolladı ve dedi ki: ‘Ey Oğuz Kağan, sen benim kağanımsın; babam bana bu şehri verdi : ‘Şehri korumak gerekir; sen de şehri benim için koru ve savaştan sonra gel’ dedi. Babam sana kızdı ise bu benim suçum mudur? Ben senin emrini yerine getirmeye hazırım. Bizim saadetimiz senin saadetindir; bizim uruğumuz senin ağacının yemişindendir. Tanrı sana yer vermek lütfunda bulunmuş; ben sana başımı ve saadetimi veriyorum, sana vergi veririm ve dostluktan çıkmam’ dedi. Oğuz Kağan yiğidin sözünü iyi gördü, sevindi, güldü ve ‘sen bana çok altın yollamışsın ve şehri iyi korumuşsun’ dedi.”

Alıntıladığımız bu bölümde anlatılan olay şudur: Oğuz Kağan’a isyan eden Urum beğ öldürülmüş ve onun oğlunun olduğu şehre doğru yola çıkılmıştır. Urum Beğ’in oğlu Uruz Beğ ise yukarıda okuduğumuz sözleri söyleyerek Oğuz Kağan’dan af dilemiştir. Oğuz Kağan ise gencin sözlerini tutmuş ve onu bağışlayarak şehrin hakimiyetini kendisine vermiştir. Koşuğun bu bölümünde bizce verilmek istenen mesaj aman dileyeni bağışlamak ve babaların hatalarından dolayı onların çocuklarını suçlu görmemektir. Gerçekten de Türkler yaşamları boyunca aman dileyene saldırmamış ve hiçbir çocuğu da babasının suçları için infaz etmemiştir. Daha net bir şekilde açıklamak gerekirse Türkler Moğolların yaptıkları gibi toplu kıyımlar yapmamış her zaman adaletli kararlar vermeye özen göstermiştir.

“Sonra Oğuz Kağan askerleriyle İtil adındaki ırmağa geldi. İtil büyük bir ırmaktır. Oğuz Kağan bunu gördü ve ‘İtilin suyunu nasıl geçeceğiz?’ dedi. Asker arasından iyi bir bey vardı. Onun adı Uluğ Ordu Beğ idi. O akıllı ve …. bir erdi.; gördü ki, bu yerde pek çok dal ve pek çok ağaç var. O ağaçları kesti ve bu ağaçlara yattı geçti. Oğuz Kağan sevindi, güldü ve ‘ sen buraya bey ol; senin adın Kıpçak[i] Beğ olsun’ dedi.”

Sonrasında Oğuz Kağan sefer sırasında başarı gösteren erlerine ‘Halaç(kalaç), Kağnı, Karluk’ gibi beylik isimleri vermeye devam etmiştir. Koşuğumuzun inceleyeceğimiz son bölümü olan bu bölümde açıklamak istediğimiz dikkat çekici husus şudur; Türkler nasıl babanın suçunu oğula vermiyorlar ise babanın sahip olduğu unvanda doğrudan oğula geçmemiştir. Türk toplumunda yer alan her birey kendi başarı ve azmi doğrultusunda toplumda bir yer edinmiştir. Oğuz Kağan Koşuğu’nun bu bölümünde de okuyanlara açık bir şekilde bunun mesajı verilmek istenmektedir diye düşünüyoruz.

6) Sonuç

Bu çalışmamızda okurlarımıza Oğuz Kağan Koşuğu üzerinde yaptığımız yeni yaklaşımı sunmaya çalıştık. Bu yaklaşım ile amacımız koşuktaki anlatıların Türklerin yaşamlarına etkisi veya koşuğun Türk yaşamından alıntıladığı değerler üzerine durularak, koşuğun sosyalizasyon açısından önemine değinmekti. Biz bu çalışmamız ile mevcut olanlar dışında bir bakış açısı sunmaya çalıştık. Umuyoruz ki Türk tarih yazımına bir katkısı olur.

İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphane
Can Yaman
12/12/2017

KAYNAKÇA

[1] Asım, Burhan-ı Katı Tercümesi, Matbaa-i Amire, İstanbul 1799, s.236

[2] Şemseddin Sami, Kâmus-i Türkî, İkdam Matbaası, İstanbul, 1317(H), s. 598

[3] Türk Kültürü, VI(63), Ocak 1968, s.14-23

[4] Pekarskiy, Slovar, YakutskagoYazıka(Yakut Dil Sözlüğü), Petrograd 1928,II, s.1818.

[5] W. Radloff, VersuchEineswörterbuches Der Türk-Dialecte (sözlük), I, 1888, S.1247

[6] K.K. Yudahin, Kırgız Sözlüğü, II, (A. Taymas tercümesi), Cumhuriyet Basımevi, İstanbul 1948,s.39

[7] Kaşgarlı Mahmud, Dîvânü Lügat-it Türk, C. I, s.376-7; II, s:14-9; s.135-19; III, s. 2-25; s.131-4. Besim Atalay ter.,AlâddinKıral Basımevi, Ankara 1939,1940, 1941, TDK Yayını

[8] Yudahin, age.,I, s.221-22 Milli Eğitim Basımevi, Ankara 1945, TDK Yayını

[9] E.Mine Tan, Toplum Bilimine Giriş: Temel Kavramlar, Ankara:AÜ Eğitim Fakültesi Yay., 1981, s.35

[i] 1- Xl-XV. yüzyıllarda, Hazar ve Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlarda yaşamış, günümüzde Mısır ve Suriye’de yaşayan bir Türk boyu, Kuman