Sevde Kalafat
1 year ago - 3 Dakika, 55 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

Ölümünün 64. Yılında Türk Öykücülüğünün Mihenk Taşı: Sait Faik Abasıyanık

- Ben de duyarım bir ses, amma bulamam nereden gelir?

Nereden gelirse gelsin dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin! Bir hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları.

Hişt hişt!
Hişt hişt!
Hişt hişt!

Yeter ki o ses gelsin de sevgili okur nereden gelirse gelsin… Sait Faik’in en sevdiğim hikayesinin en sevdiğim kısmıyla başlamak istedim bu yazıya.

Ölümünün 64. Yılında Türk Öykücülüğünün Mihenk Taşı: Sait Faik Abasıyanık


Türk öykücülüğünün şüphesiz en önemli isimlerinin başında gelir Sait Faik Abasıyanık. Bugün ölümünün 64. yıl dönümü olan yazar, ilk öyküsünü lise yıllarında yazdı. “İpekli Mendil” adlı bu öykü yaklaşık 9 yıl sonra Varlık dergisinde yayımlandı. Sait Faik’in edebiyata şiir denemeleriyle girdiği söylenebilir. Yaşar Nabi, “şiirlerde, yazıldığı çağın etkisi var. Faruk Nafiz, Necip Fazıl ve Yedi Meşale arası tesirler altında kaldığı belli.” diyor.

İlk şiir denemelerini çocukluk yıllarında yapan Abasıyanık, “Hamal” adlı ilk şiirini Adapazarı’nda geçirdiği çocukluk yıllarında yayımladı. 

Hamal

Ensesine sokulu
Kamburunu kaşıdı.
Şu koskoca bavulu
Beş kuruşa taşıdı.

Yol yakın, yolcu ırak,
Yola bak, yolcuya bak.
İstersen yolda bırak
Şu koskoca bavulu.

"Yalnızlığın Yarattığı İnsan”, “Bohça”, “Sarnıç”. “Davulun Anası” ve “Beyaz Altın” gibi hikayelerinde çocukluk yıllarının özelliklerini görmek mümkün. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne şiir ve edebiyatla uğraşmak umuduyla kaydoldu. Bu bölümde aradığını bulamayan Sait Faik, ekonomi öğrenimi için İsviçre’nin Lozan şehrine gönderildi. Bu şehri kısa bir süre sonra terk ederek Fransa’nın Grenobla şehrine gitti. Başta Paris ve Marsilya olmak üzere Fransa’da gönlünce gezdi. Bu dönemi, insanlığın sesine kulak vermesi bakımından ehemmiyet taşır. Daha sonra İstanbul’a döndü. Babası ticaretle uğraşmasını istedi fakat mizacı gereği bu işi yapmaya müsait değildi, zaten başarılı da olamadı. Bir ara Türkçe öğretmenliği yapmayı denedi lakin bu deneme de kısa sürdü. Henüz yapacağı işi bulamasa da bir arayış içindeydi. Kendi içinde hazırlandığı bir mesleği vardı zaten; yazarlık özellikle de öykü yazarlığı. 

Öykü yazdığı dönemde Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Sabri Ertem, Sabahattin Ali ve Memduh Şevket Esendal gibi isimlerin yazılarını gözlemleyici bir yazar olarak belirdi. İnsanlığın tüm çelişkilerini ve bunalımlarını öyküsünün temeline yerleştirdi. "Lüzumsuz Adam", "Mahalle Kahvesi", "Havada Bulut" gibi eserlerinde esnafın, işsizlerin, dertli insanların acılarına yöneldi. Genellikle kullandığı ana tema ise yaşama sevinci oldu. Burgaz Ada'daki evi ölümünden sonra müze haline getirildi. Çağdaş edebiyata katkılarından dolayı Amerika'daki Uluslararası Mark Twain Derneği'nin onur üyeliğine seçildi.

Bursa ve Adapazarı çevresiyle ilgili hikayelerini ilk hikaye kitabı “Semaver” de topladı. Maupassant tarzın izleri bu hikayelerde açıkça görülür.

"Semaver, ne güzel kaynardı! Ali semaveri, içinde ne ıstırap, ne grev, ne de kaza olan bir fabrikaya benzetirdi. Ondan yalnız koku, buhar ve sabahın saadeti istihsal edilirdi. Sabahleyin Ali’nin bir semaver, bir de fabrikanın önünde bekleyen salep güğümü hoşuna giderdi. Sonra sesler… Halıcıoğlu’ndaki askeri mektebin borazanı, fabrikanın uzun ve bütün Haliç’i çınlatan düdüğü, onda arzular uyandırır; arzular söndürürdü. Demek ki, Ali’miz biraz şairce idi. Büyük değirmende bir elektrik amelesi için hassasiyet, Haliç’te büyük transatlantikler sokmaya benzerse de, biz, Ali, Mehmet, Hasan, biraz böyleyizdir. Hepimizin gönlünde bir aslan yatar." (Semaver, 1936)

Öykülerinde yöneticilerle çatışmak yerine, küskün, çekingen bir ortamda yalnızlığından yakınarak yazmayı yeğledi. Sait Faik öyküleriyle toplumun adeta haritasını yaptı.

Ölümünün 64. Yılında Türk Öykücülüğünün Mihenk Taşı: Sait Faik Abasıyanık


“Büyük hayaller kuralım sevgilim! Ben şimdi böyle yapıyorum… Tertemiz bir şehirde, asfalt caddeler üstünde, dibinden metrolar geçen, üstünden kolosal otobüsler uçan, muazzam, eğlenceli bir şehirde seninle yaşamak istiyorum. Yazılarım bize yaşamak için lazım olanı getiriyor. Büyük kahvelerde çay içiyor, temiz lokantalarda kolalı peşkirlerle yemek yiyor, latif rayihalı şaraplar içiyor, tertemiz bir yatakta seni kollarımın arasına alıyor, sana:

– Bütün mesut şehir uyudu, uyuyalım sevgilim, diyorum..

Sabahleyin bitlerle dolu, kimsenin kimseye hürmet etmediği, kimsenin kimseyi hürmete layık bulmadığı, istismar edenin, çalanın zengin ve bahtiyar olduğu, esnafının azgın, zenginin deli, haris, egoist, gaddar, fakirinin kayıtsız sersem olduğu bir şehirde; işin kötüsü sensiz, oldukça kirli bir yatakta uyanıyorum. Ama sevgilim, olacak, büyük hayaller kuruyorum.. (Havada Bulut – Nasıl Bir Dünya, 1951)

Büyük hayallerin gerçek olduğu tertemiz şehirlerde, Sait Faik’in okunduğu, okundukça güzelleştiği, en önemlisi de “Hişt hişt!” sesinin eksik olmadığı bir hayata…