Yusuf Güldür
2 months ago - 2 Dakika, 43 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

Osmanlı Bimarhaneleri

Türk-İslâm Tarihi’ni ele aldığımızda yapılan tüm hizmetlerin insan odaklı ve insanı yaşatma duygusuyla hayata geçtiğini görürüz. “İnsanı yaşat ki devlet de yaşasın” diyen ecdadımız, Allah’ın kullarına hizmet etmek için nice eserler vücuda getirmişlerdir. İşte onlardan birisi de hiç şüphesiz Bimarhanelerdir.

Bimarhane Nedir?

Osmanlı Bimarhaneleri


Günümüzdeki anlamıyla “akıl hastanesi” olarak tanımlayabileceğimiz bimarhaneler, Türkler’de İslâmiyet’in kabulünden sonra ortaya çıkan bir sosyal hizmet kurumudur. Öyle ki, Selçuklular, İlhanlılar ve Osmanlılar gibi pekçok devlet zamanında kurulan bimarheneler, 17.yy’dan itibaren Tımarhane adıyla da anılmaya başlamıştır.

Ortaçağ Dünyası’nda Skolastik Düşüncenin egemen olduğu Avrupa’da akıl hastaları “İçine şeytan girmiş” denilerek yakılarak öldürülürken, Türk-İslâm coğrafyasında birer vicdan şifahanesi olarak Bimarhaneler kurulmuş ve akıl hastaları burada tedavi edilmeye çalışılmıştır.

İlk Şifahane ve Bimarhane

Osmanlı zamanında ilk kez Yıldırım Bayezid zamanında Bursa’da kurulan bu şifahane, kısa zamanda tüm Osmanlı coğrafyasına yayılmıştır ki, 16.yy’da sadece İstanbul’da 110 adet darüşşifa (hastane) olduğu ve bunların bir kısmının Bimarhane olarak hizmet verdiği bilinmektedir.

Osmanlı Bimarhaneleri

Toptaşı Bimarhanesi
İlk kez Emeviler zamanında Halife Velid bin Abdülmelik tarafından kurulan Bimarhaneler’de hem akıl hastaları hem de cüzzamlılar toplumdan izole tedavi merkezlerinde tedavi edilmişlerdir. Öyle ki 1400’lü yıllarda Endülüs Emevileri de İspanya’da bir psikiyatri hastanesi niteliğinde olan bu kurumları kurmuşlardır.

Osmanlı'da Akıl Hastalıkları Tedavisi

Aynı zamanda birer tekke özelliği gösteren Bimarhanelerde gönüllü olarak hizmet veren dervişler, akıl hastalarına telkinler vermişler ve tatlı sözlerle onların ruhlarını okşamışlardır. Deli ile velinin zaman zaman birbirine karıştırılmasının temelinde işte bu anlayış vardır.

İspanya Elçisi olarak İstanbul’a gelen Klavijo, bu seyahatine dair yazdığı hatıratında bimarhanelere değinmiş ve Avrupa’da delilerin ateşlere atıldığı bir dönemde bu gördükleri karşısında şaşkına dönmüştür.

Akıl hastaları, Bimarhanelerde sadece telkinle değil, aynı zamanda kuş cıvıltısı ve su sesi gibi rahatlatıcı sesler eşliğinde rahatlatılarak tedavi edilmiştir. Toplumsal sorunlardan uzak, dervişlerin o ballardan tatlı sözleriyle telkin edilen ve her ân huzur soluyan nice akıl hastaları burada tedavi görüp, delilik makamından velilik mertebesine çıkmıştır.

Osmanlı Bimarhaneleri


Osmanlı’nın meşhur seyyahı Evliya Çelebi, 1652’de Edirne Bimarhanesi’nde gördüklerini seyahatnâmesinde şu sözlerle anlatmaktadır; 

“Orada bir darüşşifa vardır ki, dil ile tarif edilmez ve kalem ile yazılmaz. Böyle dikkat ve özenle yapılmış şifa yurdunun anlatılan odalarında çeşitli hastalıklara tutulmuş zengin ve fakir, ihtiyar ve genç doludur. Bazı odalarda ilkbaharda delilik mevsiminde Edirne'nin aşk denizi derinliğine düşmüş sevdalı aşıklar çoğalıp, hekimin emriyle bu tımarhaneye getirilerek altun ve gümüş yaldızlı zincirlerle kerevetlerine takılıp, her biri aslan yatağında yatar gibi kükreyip yatarlar. Kimisi havuz ve şadırvanlara bakıp kalender hülyası kabilinden sözler eder, nicesi dahi o kemerli kubbenin etrafında olan gülistan ve bağ ve bostan içindeki binlerce kuşların cıvıltılarını dinleyip, delilerin perdesiz ve ölçüsüz sesleriyle feryada başlarlar.”

Özetle bimarhaneler, Yaratılanı Yaratan’dan ötürü seven bir medeniyetin delileri veli mertebesine çıkaran birer vicdan şifahanesidirler.