Yusuf Güldür
7 months ago - 3 Dakika, 11 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

Osmanlı'nın ilk mikrobiyoloji laboratuvarı: Bakteriyolojihane-i Osmani

Osmanlı’daki mikrobiyoloji çalışmalarının geçmişi 1840’lı yıllara kadar dayanır. Bu dönemde ilk kez, çiçek aşısı çalışmalarıyla başlayan bu önemli süreç, 2.Abdülhamid döneminde çok önemli uzmanlık alanlarından biri haline gelmiştir. Zira modern anlamdaki ilk mikrobiyoloji laboratuarını kuran Abdülhamid Han’dır. Zeka yüklü gözlerini dünyanın dört bir köşesinde dolaştıran Abdülhamid, sağlık alanında Avrupa’da meydana gelen çalışmaları gözden kaçırmamış, hatta pek çok kişinin “deli” olarak gördüğü Louis Pasteur’a –mikrobiyoloji çalışmalarında- sponsor bile olmuştur.

Osmanlı


Louis Pasteur, 27 Ekim 1885 tarihinde Paris Tıp Akademisi’nde “Isırıldıktan Sonra Kuduzdan Korunma” adlı bir bildiri yayımlamış ve bu tarihten sonra özellikle Avrupa kamuoyunda tanınmaya başlamış bir bilim insanıdır. Bu bildirisinde Pasteur; Kuduz virüsü bulaşmış olsa bile, kişinin tedavi edilebileceğini iddia etmiş ve bu beyanatı büyük bir yankı uyandırmıştır. Aynı bildirinin 31 Ekim 1885’te İstanbul’da da yayımlanmış olması, bir anda Abdülhamid’in gözünü bu bilim insanına çevirmiştir.

Derhal bir heyet teşekkülü için faaliyete geçen Abdülhamid Han, Tıbbiye Mektebi Dahiliye Muallimi Dr. Aleksander Zoeros Paşa’nın başkanlığında, Veteriner Hekim Hüseyin Hüsnü Bey ve Zooloji Muallimi Dr. Hüseyin Remzi Bey’den oluşan 3 kişilik heyeti Fransa’ya göndermiştir. Amaç, Pasteur’un çalışmalarını yakından takip edip, Pasteur’un keşiflerini Osmanlı bilim dünyasına da kazandırmaktır. Dolayısıyla bu 3 kişilik heyet, Pasteur’un yanında ihtisas yapmakla görevlendirilmiştir. 1886 yılında Fransa’ya giden bu bilim heyeti, beraberinde bir Osmanlı nişanı ve 1000 altın taşımaktaydı.

Peki bu nişan ve altın kimeydi? Tabi ki Louis Pasteur’e… Zira Abdülhamid Han, bir anlamda Pasteur’e sponsor olarak, bu bilim adamının çalışmalarını, göndermiş olduğu heyetle paylaşmasını sağlamak istemiştir. Böylece birincil kaynaktan mikrobiyoloji bilimini öğrenen bu ekip, geri döndüğünde İstanbul’da bir laboratuvar kurabilecekti.

Osmanlı


Yaklaşık 6 ay boyunca Paris’te kalan heyet, payitahta döndükten sonra ilk iş olarak “Dar’ül kelb ameliyathanesi”nde kuduz aşıları yapmaya başlamıştır. Ayrıca yine bu heyet, Pasteur ve Chamberland’ın mikrobiyolojiyle ilgili bir eserini “Mikrob Emrazı Sariye ve Şarboniyenin Vesaili Sirayeti ve Usulü Telkihiyesi” adı altında tercüme etmişlerdir.(1887)

Abdülhamid Han, yapılan bunca çalışmanın boşa gitmemesi ve istikbaldeki hekimlerin de bu bilime vâkıf olması için, 1891 yılında Tıp Mekteplerinin müfredatına “bakteriyoloji” adıyla bir ders koydurtmuştur. Bundan sonra 1893 tarihinde aynı ders Veteriner Mektepleri’nde de okutulmaya başlatılmıştır. Tabi ki bu okullarda ilk ders verenler de, Abdülhamid’in Pasteur’a gönderdiği ekibin üyeleridir.

Tarih 1893’ü gösterdiğinde İstanbul’da kolera vakası baş göstermiş ve Abdülhamid Han, bu ölümcül hastalık için çeşitli tedbirlere başvurmuştur. Bu tedbirlerden biri de Fransız uzman Dr. Andre Chantemesse’nin İstanbul’a getirilmesidir. İstanbul’da yaklaşık 3 ay kalan ve kolera salgınıyla ilgili ciddi çalışmaları bulunan Dr. Chantemesse, padişahın “İstanbul’da bir mikrobiyoloji laboratuarı kurun” teklifine, kendisinin kalamayacağını ancak yine bir Fransız uzman olan Dr. Maurice Nicolle’ü tavsiye edebileceğini ifade etmiştir.

Osmanlı


Abdülhamid derhal Dr. Nicolle’le temasa geçmiş ve bu uzman da aynı yıl İstanbul’a getirtilmiştir. Kendisine Gülhane Tıbbiye Mektebi civarında bir bina tahsis edilen Nicolle, Türk tarihinin bu ilk mikrobiyoloji laboratuarında çalışmalarına başlamış ve pek çok alanda değerli çalışmalar üretmiştir.

Bakteriyolojihane-i Osmani adını taşıyan bu kurum, daha sonra bu binanın yetersiz olması ve mikrobiyoloji çalışmalarının kapsamının artmasından ötürü, Nişantaşı’ndaki Süleyman Paşa Konağı’na nakledilmiştir. Cumhuriyet döneminin de en ünlü Türk bakteriyologlarından olan Dr. Refik Güran da dahil olmak üzere, Abdülhamid’in açtığı bu kurumdan, pek çok mikrobiyoloji uzmanı yetişmiştir. Kısacası günümüzdeki mikrobiyologlarımız, Türkiye’de bu bilimin ulaştığı noktayı Projeler Sultanı’na borçludurlar.