Yusuf Güldür
1 year ago - 3 Dakika, 55 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

Devasa Osmanlı Orduları Sefere Çıktığında Nasıl Besleniyordu?

Osmanlı Ordusu, asırlar boyunca tüm yönleriyle tarihseverlerin ilgisini çekmiş bir konudur. Onun yazmış olduğu şanlı tarih, akıncılarından azaplarına, tımarlı sipahilerinden yeniçerilerine, lağımcılarından leventlerine varıncaya kadar tüm asker grupları yoğun bir ilgiyle araştırılmış ve dünyaya adaletle hükmeden Osmanlı’nın ordu yapısı çoğu kez bilimsel makalelere araştırma konusu olmuştur.

Devasa Osmanlı Orduları Sefere Çıktığında Nasıl Besleniyordu?


Peki, ordunun pek çok özelliği, pek çok birliği bilinir de bu koskoca orduların bazen aylar ve hatta yıllar süren seferlerini nasıl gerçekleştirdiği yeterince bilinmekte midir? Özetle aylarca iz süren, binlerce kilometre yol tepen yüzbinlerce kişilik Osmanlı Ordusu’nun temel iaşe ihtiyacı acaba nasıl karşılanmıştır? Dilerseniz bu konuyu da vüzuha kavuşturalım.

Uzun Süren Seferler ve Osmanlı Ordusunun İaşesi

Tarih boyunca pek çok ordu uzun seferlere çıkmış ve bu seferlerin iaşe finansmanı ordular için en temel sorunlardan birini teşkil etmiştir. Öyle ki Roma Orduları seferlere çıktığında yol güzergâhındaki köy ve şehirlerden ağır vergi suretinde ihtiyaçlarını karşılamış, İslâm Dünyası’nı yok etmek için yola çıkan dev Haçlı Orduları, Hıristiyan bölgeleri dahil olmak üzere heryeri yağmalayarak, yakıp yıkarak erzak ihtiyaçlarını karşılamışlardır. Zira binlerce kilometre erzak taşımak pek mümkün olmadığından devletler çözümlerini daha çok yağma düzeninde bulmuştur.

Osmanlı Vicdan İmparatorluğu ise asla ve kat’a böyle zulüm dolu bir yola tevessül etmemiştir. Zira “İnsanı yaşat ki devlet de yaşasın” felsefesiyle hareket eden ecdat, sosyal devlet anlayışıyla hareket etmiş ve vatandaşını sömürmek bir yana, onun hakkını yiyenlere karşı kesinlikle müsamahasız davranmıştır.

Bu durumda uzun süren seferler için erzak sorunu yol üzerindeki Osmanlı topraklarında oluşturulan ve menzil denilen dev ambarlar sayesinde çözülmüş ve böylece halktan keyfi iaşe alınmasının önü kesilmiştir.

Devasa Osmanlı Orduları Sefere Çıktığında Nasıl Besleniyordu?


Ayrıca Osmanlı ordusu, sefere giderken konakladıkları şehir merkezlerinde kurulan halk pazarlarından alışveriş yapıyor ve bu mübayaalar bölgede yaşayan halk için bir kazanç vesilesi oluyordu. Bunun yanısıra askerlerin konaklanan bölgede avladığı av hayvanları da alternatif beslenme fırsatları sunuyordu.

Askere Taze Yemek Verilirdi

Askerlerin uzun seferlerde dirençlerini koruyabilmeleri için kuru besinlerden ziyade pişirilmiş taze yemekler tercih edilirdi. Ana malzemesi koyun eti olan iki öğün yemek verilirdi. Pirinç ve bulgurdan yapılan çorbalar ve pilavlar ise çok sık tüketilirdi. Askerlere günlük istihkak olarak ortalama 300 gram ekmek, 200 gram et ve 150 gram pirinç-bulgur düşerdi.

Savaş Vergileri

Burada işin bir istisnai tarafı vardır ki bazı olağanüstü durumlarda Osmanlı’nın halktan aldığı bazı vergiler de olmuştur. Özellikle Ohal Vergisi diyebileceğimiz Avarız-ı Divaniye ve Tekalif-i Fevkalade gibi bazı vergiler, devletin çok sıkıştığı dönemlerde Osmanlı tebaasından tahsil edilmiş, ne var ki burada da bazı vergi ölçüleri konulup, keyfi, cebri ve zulme varan vergilerin önüne geçilmiştir. (Kurtuluş Savaşı’nda da Mustafa Kemal, Tekalif-i Milliye adıyla benzer vergiler koymuştur)

Örneğin sefer bölgelerinde Sürsat Vergisi ismiyle toplanan bir vergi alınmış ancak bu vergi zahire cinsinden alınıp, taban fiyat üzerinden üreticilere ödeme bile yapılmıştır. Yani bu vergi, elindeki zahirenin bir kısmını piyasa fiyatının biraz altına devlete satmaktan ibaret bir yükümlülük olmuştur.

Dahası, tüm bu vergiler ihtiyaca kâfi gelmez ve depolardaki erzak orduya yetmezse, iştira denilen bir yöntemle devlet yine parasını ödeyerek bölge üreticilerinden zahire almış ve ordunun iaşesini böylece karşılamıştır.

Devasa Osmanlı Orduları Sefere Çıktığında Nasıl Besleniyordu?


Macaristan’dan Geçen Osmanlı Ordusu

Buraya kadar anlaşıldığı üzere, Osmanlı’nın uzun seferlerinin finansmanı ve iaşesinde kul hakkına girmeme hassasiyeti en önemli kriter olmuş ve menzil teşkilatı bu alandaki ihtiyacı insaf dairesinde karşılamıştır. Osmanlı Ordusu’nun iaşe tedarikinde kul hakkına ne kadar riayet ettiği konusunda Kanuni Dönemi’nde yaşanan şu örnek hiç şüphesiz bir ibret levhası mesabesindedir.

Kanuni’nin Macaristan Seferi sırasında, Osmanlı Ordusu’nun kendi köylerinden geçeceklerini öğrenen bazı Macar köylüleri, Avrupa’daki kara propaganda sebebiyle Türkleri barbar sandıkları için evlerini-köylerini terk ederek dağlara kaçmışlar ve Osmanlı Ordusu geçene kadar da korkuyla beklemişlerdir.

Nihayet şanlı ordu bu Macar köylerinden geçmiş ve bu köylerde bazı Osmanlı neferleri, dallardaki kıpkırmızı elmaları canları çektikleri içn dallardan koparmışlardır. Ordu geçip, köylüler geri döndüklerinde ise, giderken kıpkırmızı bıraktıkları elma ağaçlarının sapsarı olduğuna hayretle tanık olmuşlardır.

Peki neden mi? çünkü bir daldan bir elma koparan Osmanlı yiğitleri, bunu bedelsiz yemenin haram olduğunu bildikleri için, kopardıkları her elmanın yerine dallara onun bedelinden yüz kat fazla değeri olan bir altın asmışlardır. İşte Avrupa’nın korktuğu Türk barbarlığı ve ordunun iaşesini karşılama stili tam da bu şekildedir. Ne denir ki? Osmanlı, vicdan ile cüzdan arasında kaldığında hep vicdanı seçmiştir vesselâm.