Oğuzhan Er
3 years ago - 1 Dakika, 40 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

Tarihi ve Kültürel Çevreye Bir Bakış: Harezmşahlar

Harezm, Aral gölünün güneyinde bulunan topraklara verilen addır. Bazı İslam coğrafyası ile uğraşan kimseler Harezm’i batıda Oğuz Türklerinin ülkesi, güneyde Horasan, doğuda Maveraünnehir, kuzeyde yine Türk toprakları ile çevrili bir ülke olarak tanımlar. İslam öncesinden itibaren Harezm’e hâkim olan vali, emir ve hükümdarlara “Harezmşah” unvanı verilmiştir. Bunlar ilki Afrigoğullarıdır.

Tarihi ve Kültürel Çevreye Bir Bakış: Harezmşahlar


Harezm, başlangıçta özerk bir eyalet iken daha sonra Selçuklulara bağlı bir devletin ve çok geniş bir sahaya hükmeden bir imparatorluğun kurulduğu yer olmuştur. Bu oluşumlar sonucu Harezm Türkleşti. 12. yüzyılda ise bir kültür merkezi haline geldi. Harezm bölgesi Sirderya’nın aşağı yatağıyla beraber henüz Moğol devrinden önce, Kaşgar ile birlikte ikinci bir edebi merkez olarak önemli bir misyona sahiptir. Uzun zaman siyasi bakımdan da Altın Orda’ya bağlı olan Harezm ve Sirderya bölgelerinde edebiyatın gelişimi söz konusu olmuştur. Devlet yönetimi ve eğitiminde esas olarak Arapça ve Farsça geçerli olsa da devlet dili Farsça'ydı.

Selçukluların yönetim sisteminin adalet ve eğitimin bakımından hemen hemen bir kopyası niteliğinde olan Harezm hanedanlığında da canlı bir bilim ve kültür hayatı gelişmiş, bölge medreselerinden birçok bilim adamı yetişmiştir.

Arap coğrafyacıları Harezm dilini, başka kavimlerce anlaşılmaz bir dil olarak kaydetmişlerdir. İslamiyet’in kabulü sonrasında Harezm’de konuşulan dil, aslında İrani olmakla birlikte, İran lehçelerinden de farklı olan bir Harezm lehçesiydi.

Harezm’in Türkleşmesinde özellikle Oğuzlar ve Kıpçaklar çok önemli rol oynamışlardır.

Harezm Türkçesi içerisinde birçok unsuru bulundurması ve her şeyden önemlisi bir yazı ve edebiyat dili olması açısından oldukça önemlidir. 13. yy’da Karahanlı Türkçesi’nden gelişen ve 15. yüzyılda yerini Çağatay Türkçesi'ne bırakan Harezm Türkçesi, çeşitli boyların lehçelerini de yansıtması açısından oldukça önemlidir. Bu coğrafyada verilen eserlere bakıldığında ise, bu edebi dil ile farklı metinlerde farklı lehçelerin ağırlık kazanmış şekillerinin ortaya çıktığı görülmektedir.