Sezgi Arslan
2 years ago - 8 Dakika, 14 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

Türk Edebiyatının Saklı İncisi: Safiye Erol

Türk Edebiyatı tahmin edildiğinden daha büyük, daha kapsamlı ve daha büyüleyici. Ucu bucağı olmayan bir deniz gibi. Bu denizin içinden de bir inci çıkarmışız, bu incimizi Kubbealtı Neşriyat yeniden yayın hayatına katıp gönlümüzü aydınlattı. Safiye Erol, Cumhuriyet Dönemi’nin en güçlü yazarlarından birisi olmasına rağmen unutulmaya yüz tutmuş, hatta ders kitaplarında rastlanması bile imkânsız hale gelmiş durumda. Peki kimdir bu inci?

Türk Edebiyatının Saklı İncisi: Safiye Erol


Edirne’de dünyaya gelen yazarımız daha 3-4 yaşlarındayken Balkan Harbi çıkmış. Bu çetrefilli yıllarıda henüz bir çocuk olmasına rağmen etrafında savaşın acısıyla yoğrulan insanların fazla olması hatta muhacir akrabalarıyla bir evde yaşaması onu olgunlaştırmış ve o naif ve kırılgan tavrıyla etrafındakiler için bir zarafet simgesiymiş. Annesi Rumeli Dilberi İkbal Hanım’ın etkisinin çok fazla olduğunu söylüyor Samiha Ayverdi. Aslında bu etkiyi Keşan’ın güzel kızlarını anlatırken Ciğerdelen’in içinde hissediyorsunuz. Ciğerdelen sanki geçmişine, ecdadına bir saygı nişanesi gibi.

Almanya’da eğitimini tamamladıktan sonra Hintli sevgilisinin ‘’Benim ülkeme gidelim’’ teklifini kendi ülkesinin ona ihtiyacı olduğunu söyleyerek reddedip Türkiye’ye geldiğinde artık yaralı bir kadın vardır. Öyle ki Hintli sevgilisinin kaldığı yere tekrar gittiğinde her yerde kendi fotoğrafları olduğunu görür. O, aşkıyla ideali arasında kaldığında tereddütsüz idealini seçecek kadar keskin çizgilere sahip birisiydi. Onun için ideal Türk: ‘’Türk olmanın mesuliyetini, millete karşı borcunu en çok duyan ve ona göre çalışan adamdır.’’

Türkiye’ye geldikten sonra Deniz kuvvetleri çarkçı başılarından M.Nurettin Bey ile evlenir. Aynı dönemde takma isimlerle yazılar yayınlamaya başlar. Kadıköyü’nün Romanı epey ses getirir. Fakat o dünyaya Ciğerdelen’i yazmak için gelmiştir. Herkesin bu dünyada bir varoluş amacı var ise eğer Safiye Erol bunu 1946’da tamamlamıştır. Edebiyatımızda gerekli değeri göremeyen bu eserleri tanıtmaktan çok büyük mutluluk duyduğumu belirtmeden geçemeyeceğim.

‘’En büyük sürprizler en umulmadık zamanda olur.’’

Kadıköyü’nün Romanı

Türk Edebiyatının Saklı İncisi: Safiye Erol


 Yeşilçam filmi gibi görünen fakat ilerledikçe kendini açan bir kitap. İlk başta bu züppelerin bir kitaba konu olacak ne yaşamış olabileceklerini düşünüyor insan fakat onlar size bırakmadan kendi kendilerine özeleştiri yapıyorlar: ‘’İnkılap gençliğinden beklenen bu mudur?’’ Derin yaralar bırakan bir aşk hikâyesinin içine birçok şey sığdırıyor yazarımız, Kadıköyü’nün o müthiş tasvirleri mest ediyor adeta çünkü şu anda böyle sade bir güzelliğe rastlamamız mümkün değil. İlk tasavvufi roman denemelerimizden birisi olduğundan dolayı kitabımız bir kadının beşeri aşktan ilahi aşka doğru yürüyüş hikâyesi diyebiliriz.


‘’Bu dediğin belki gönlü, asabı yorgun, mütereddi bir tip için. Benim sevgimin mahrumiyetle, kıskançlıkla filan kamçılanmaya ihtiyacı yok. Ben yüz bin defa doysam, hem hiç doyulur mu? Ne diyordum, ben doymam. Fakat doymak ve bıkmak diye bir şey yoktur. Hakiki sevgide insan namütenahiyi arar ve bulamaz. Onun için daima açtır, daima hasret çeker. Araya suni ayrılıklar, suni mesafeler koymaya lüzum yok.’’


Ülker Fırtınası

Türk Edebiyatının Saklı İncisi: Safiye Erol


 bir musiki romanı diyebiliriz. İçinde adeta kayboluyor, İstanbul’un eski sokaklarında geziyor gibi hissediyorsunuz. Farklı iki insan; biri Doğu biri Batı, biri Ay biri Güneş. Ne birbirlerini tamamlayabiliyor ne birbirilerinden uzak kalabiliyorlar. Türlü çatışmaların, kovalamacaların sonunda her şeyin İsa ve Yehuda gibi olduğunu anlıyorsunuz. Ülker Fırtınası, belki kadınlık gururunu zorlayacak şeylerle dolu, belki okurken siz de benim gibi kalp sancısı çekeceksiniz ama gerçek bir şeyler okuyacağınıza garanti verebilirim. Belki siz de bu musikideki gibi sitem edeceğiniz bir şeyler yaşamışsınızdır.

‘’Beni hicrana aşina eden baht-ı siyahımdır
Seni hep bivefa eden benim baht-ı siyahımdır.’’

Dineyri Papazı. Romanımızın kahramanı Gülbün kendinden yaşça büyük bir adamla aşk yaşar. Aslında bu aşk Gülbün için mutluluktan ziyade bir hırpalanma dönemidir ve tabii ki bunu yaşarken fark etmez. Artık Safiye Erol’un varmaya çalıştığı yer bellidir. Karakterimiz, aynı Ülker Fırtınası’nda ve Kadıköyü’nün Romanı’nda olduğu gibi büyük acılardan ve çilelerden sonra kendine döner. Asıl sorgulama ve karşılaşma buradadır. İçinde kimi bulduğuyla ilgilidir tüm mesele. Tertemiz bir şekilde fakat hatalarını kabul ederek, bunları kendinden bilerek, suçlamalardan ve bahanelerden uzak bir yaşam. Kim istemez ki?


Leylâk Mevsimi

Türk Edebiyatının Saklı İncisi: Safiye Erol


 kısa ama oldukça vurucu hikâyelerden oluşan bir kitap. Bu kitabın son hikâyesi aslında hem bizim hem de Safiye Erol’un büyük ülküsünü gösteriyor. Minik bir sürpriz kaçıran olacak ama buradan bahsetmeden geçmek istemiyorum. Hikâyenin başkarakteri Handan’ı görüyoruz sahnede.

‘’Gel dertleşelim, diyordu; söylediğimi unut; kararım kati olduğu için çok bedbaht değilim. Turgut’un dahi bundan sonra çocukları doğacakmış; fakat benimkiler doğmuştur. Benim çocuklarım, yüzlerce, binlerce, milyonlarca… 


Handan eliyle Anadolu tarafını işaret ediyor bana memleketi dolduran çocuklarını gösteriyordu. Küçük bir hüzün fakat büyük bir zaferle.’’

Öyle ki bir Vurun Kahpeye kitabında gördüğümüz Aliye ile Leylâk Mevsimi’nin Handan’ı bizim için Neşe Alten’den, Aybüke Yalçın’dan çok mu uzaktır?

Türk Edebiyatının Saklı İncisi: Safiye Erol


Çölde Biten Rahmet Ağacı.
Yapmacık hikâyelerden, gerçek olmayan ve süper kahramanlardan uzak gerçekten İslam’ın değerlerini okumak isteyenler için hazırlanmış bu kitap. Hazreti İbrahim ile başlıyor. Beni en çok Hazreti Hatice bölümü etkiledi. Safiye Erol en iyi kadınların hislerini anlatıyor bana göre, o yüzden onun gözünden Peygamber eşini okumak bambaşka bir güzellikti.

"Bâzı ruhlar, kendi negatiflerine rastlamadan kendilerini bulamazlar. Hazret-i Hamza böyle istîdatta idi. İbrâhim Ata mîrâsının damarlarında çağladığını bilmesi için Ebû Cehil'le kapışması lâzım gelmişti. O lahzada Kâbe'den fırladı. Tepesinden ayağına ter süzülerek bir solukta Resûlullah'ın yanına koştu. Dedi ki: 'Senin düşmanın Ebû Cehil'in kim olduğunu anladıktan sonra senin kim olduğunu bilebildim.' Eşhedü... diye başladı, ikrar verdi."

Kenan Rifai ve Yirminci Asrın Işığında Müslümanlık. Bu kitap 4 önemli kadın yazarımızı bir araya getirmiş; Safiye Erol, Samiha Ayverdi, Nezihe Araz, Sofi Huri. Nihad Sami Banarlı’nun da övgüsüne nail olan bu kitap, Kenan Rifai’nin kişiliğinden ve onun dini fikirlerinden, onun takipçilerinden ve biraz da ahlak felsefesinden bahsediyor diyebilirim.

Ben ve benim gibi birkaç arkadaşım Safiye Erol’la Hüseyin Nihâl Atsız sayesinde tanıştık. Ruh Adam’ın efsanevi karakteri Güntülü’ye sorulduğunda en sevdiği kitabın Safiye Erol’un Ciğerdelen’i olduğunu söyler. Daha sonra öğreniyoruz ki Atsız’ın Safiye Erol’un Ciğerdelen’ini övdüğü tek yer burası değil, arkadaş meclislerinde, Haydarpaşa Lisesi’nde öğretmenken yaptığı toplantılarda da bu güzide eserden sık sık bahsediyormuş.

Türk Edebiyatının Saklı İncisi: Safiye Erol

Makaleler. Bir kere şu İstanbul trafiği, ters insanlar, kötü sokaklar gibi olumsuz şeyleri kafamızdan atalım. Bambaşka bir İstanbul var Safiye Erol’un makalelerinde. Öyle ki insanın inanıp İstanbul’a koşası geliyor. Aman efendim. Oturalım oturduğumuz yerde. Beni makaleler boyunca mest eden zarifliğin, incelikle işlenmiş hicivlerin yanında yazarımızın kedi sevgisi yer alıyor. Çok sevgili arkadaşım Elif Bilge Aksu’yu anımsatıyor burada bana. Hatta Tarık Buğra’ya ince sitemli bir kedi yazısı yazıyor. Çiçekler, güzel kokular, eski sokaklar, kediler ve eskimiş evlerde hatıraların altında sevdiklerini kaybetmiş bir kadın, vefat eden kardeşinin oğlunu da evlat edinmemiş olsa kim bilir ne yalnızlık çekecekti. Fakat okudukça görüyoruz ki vazifesini yerine getirdikten sonra çok yaşamak gibi bir hevesi yok.

‘’Bir de gurbete gittiğimizi düşünelim. Kurân-ı Kerim baş ucumuzda, bayrağımız, haritamız duvarda. Sağa sola sevdiklerimizin resimlerini iliştirir, vatan yâdigârı ufak tefek biblolarla garipliğimize ılık bir yurt havası katmağa özeniriz. İşte o zaman gazete saltanatının şahikasına ulaşmış olur. Postada kirlenmiş, bandrolü örselenmiş gazete tomarı Allah’ım nasıl beklenir, nasıl karşılanır! Çünkü gazete gurbette belki eş dost mektuplarından bile ağır basan bir ‘’bütün vatan’’ sesi demektir. O ses kendini duyurunca soyumuzdan ve ruhumuzdan olanlar, dünyanın hangi kıtasında bulunurlarsa bulunsunlar, hep birden aynı kıbleye dönerler.’’
Türk Edebiyatının Saklı İncisi: Safiye Erol

Ciğerdelen’i okuduğumdan beri hakkında bir cümle bile yazabilmiş değilim. Hatta insanlara önerirken bir kıskançlık peyda oluyor desem yerinde bir itiraf olur. Yazarın yemeden içmeden kesildiğini, iki defa bayıldığını ve kitap bittikten sonra hasta yattığını düşündükçe daha da değeri artıyor kitabın. Balkan Türklerinin ellerinde olan küçücük bir kaleyi bile savunma gayretlerini görünce bize ‘’Başucumda dedelerimin kılıcı asılı durur’’ derken anlatmak istediğini daha iyi kavrıyoruz. İnsanın ciğerini delip geçen bir roman olduğunu yazarın kendisi de kabul ediyor ve ‘’Deldi, geçti’’ diyor. Bir yanda Balkanların acı durumu bir yanda yıkılma dönemine girmiş bir devletin manevi yükü.

Ciğerdelen sadece bir aşk hikâyesi olsaydı eminim şu genç yaşlarımız için güzel bir okuma parçası olur ve geçerdik fakat öyle değil. Ciğerdelen’de Kierkegaard’ın İbrahim’ini görüyorum ben. Teslimiyet, en sevdiğinden vazgeçmek, vazgeçecek kadar iman etmek. Zühre, Cangüzel, Canzi… Benim iman şövalyelerim, inançlarının yer küreyi salladığını Hâlâ hissediyorum. Bu kitabın bir sonu yok, Atatürk portresinin önünde birbirine sevgiyle bakan o eşsiz çiftin, acılarla yoğrulan ve sonunda olgunlaşan aşkın bir gün sizi de bulmasını temenni ediyorum…

''Mustafa, Cangüzel'le son bir defâ göz göze geldi. Gökler gibi engin bir kahraman kalbine sığacak ne kadar aşk ve muhabbet varsa bu bakışta toplanmıştı: 'Cangüzel'im, ben seni ecel döşeğinde bile taşırım.' dedi.''
Türk Edebiyatının Saklı İncisi: Safiye Erol

*Mehmet Nuri Yarım, Anonim Yayıncılık, Safiye Erol

*Safiye Erol-Kadıköyü’nün Romanı-1938

*Safiye Erol-Ülker Fırtınası-1944

*Safiye Erol-Ciğerdelen-1946

*Safiye Erol-Dineyri Papazı-1950

*Safiye Erol-Çölde Biten Rahmet Ağacı-1962

*Safiye Erol-Makaleler

*Safiye Erol-Leylak Mevsimi

Fotoğraflar-https://www.instagram.com/cigerdelen1944/