Hüseyin Efe KARATAY
1 year ago - 2 Dakika, 15 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

Türk'üz Türkî Çığırırız

Türkçe söylenmiş şiir anlamına gelen “Türkü”nün “Türkî” sözünden geldiği görüşü ittifakla kabul edilmiş bir görüştür. Yani, “Türk” kelimesinin Farsî “î” ilgi ekinin getirilmesiyle vücut bulmuştur. “Türk’e has, Türk’e özgü” anlamına gelen bu söz halk ağzında “Türkü” şekline dönüşmüştür.

Türkü sözü muhtelif Türk boylarında farklı isimlendirilir. Türküye Azeri Türkler mahnı, Başkurtlar halk yırı, Kazaklar türki, turik halkı ani, Kırgızlar eldik ır, Kumuklar yır, Özbekler türki, halk koşığı, Tatarlar halık cırı, Uygur Türkleri de nahşa, koça nahşisi derler.

Akademik bilgileri bir tarafa bırakırsak; burada herhangi bir fikri dikte etme amacında değilim. Fikirlerim eleştiriye açık ve tamamen kişisel fikirleridir. Dünya tarihine yön veren Türk tarihi birkaç yazı ya da makale ile sonuçlandırılacak bir tarih değildir. Niyazım bu büyük deryada günümüzde kıymeti bilinmeyen Türk’ün en kıymetli sanatlarından olan Türkî’nin önemine vurgu yapmaktır.

Öncelikle şuraya her dinlediğimde beni keyiflendiren bu güzel parçayı bırakayım, arzu ederseniz dinlersiniz. :)

https://www.youtube.com/watch?v=EDfvlsypElQ

Türk


Türküler aslında bizlerin kaleme, kâğıda, notaya aktarılmış hallerimizdir. Söylenen her sözde kendimizi bulabildiğimiz ve yıllar geçtikçe o güzel ozanların o güzel düşüncelerinden toplum olarak ne kadar uzaklaştığımızın kanıtı… Şikâyet ettiğimiz ikiyüzlü, yaşamı anlamsızlaştıran sosyal ilişkilerin nedenlerini aslında her dizesinde bizlere fısıldayan, ruhlarımızı okşayan türküler…

Kaybettiğimiz tüm değerler; merhamet, iyi niyet, yardımseverlik gibi bizi biz yapan özelliklerimiz türkülerimizde saklıdır. Onları bulmak, yeniden yeşertmek istiyorsak eğer; Pir Sultan Abdal’dan Mahzuni Şerif’e, Şah Hatayi’den Aşık Veysel’e uzanan çizgiyi takip etmemiz gerekmektedir. Çünkü türküler bizlerin sahip çıkamadığı öz değerlerimize halen sahip çıkmaktadırlar. Nesimi’nin, Pir Sultanın doğrusundan şaşmayıp asılması, Yunus’un “Mal da yalan mülk de, var biraz da sen oyalan, … bana seni gerek seni” diye Hakk’a dönüşü, Aşık Veysel’in kendisini bırakıp gidecek karısının ayakkabısına gizlice bıraktığı paralar bu toplumun özüdür. Özünde bulunan doğru anlayışıdır. Doğrular kişiler arasında değişiklik gösterebilirler ama bilinmelidir ki toplumsal doğruların ince çizgisi kaçırıldığında toplumları felaketler beklemektedir. Bu çizgi türkülerin kıymetinin azalması ile beraber daha fazla aşılmıştır. Özünü kaybetmiş bir toplumun günümüz dünyasında tutunabilmesi ise mümkün değildir.

Her türkünün bir öyküsü vardır. Türk’ün öyküsü de türkülerindedir.