Yusuf Güldür
7 months ago - 2 Dakika, 41 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

Türklerin Tarihi Ülküsü: Cihan Hakimiyeti

Asırlar boyunca gönüllerde ülkü, dillerde türkü olmuş bir idealdi Cihan Hakimiyeti. Türk Tarihi boyunca hiç dillerden düşürülmeyen, yüreklerden çıkarılmayan bir sevda olmuştur adeta. Tüm dünyayı yönetmek, cihana hükmetmek, acuna nizam vermek… Peki nedir bu Cihan Hâkimiyeti ülküsünün temeli? İlk kez kimin zamanında ortaya çıkmış ve hangi kahramanların yüreklerinde birer volkan gibi kaynamıştır?

Türklerin Tarihi Ülküsü: Cihan Hakimiyeti


Kut Sahibi Olmak

Cihan Hâkimiyeti ülkümüzün altında hiç şüphesiz Kut Anlayışı’nın çok baskın bir etkisi olmuştur. Zira tarih boyunca Türkler, kendilerini adeta Tanrı’nın yeryüzündeki adalet kılıcı gibi görmüşler ve acuna nizam vermek fikrini bu saikle benimsemişlerdir.

Tarih boyunca Türk Hükümdarları’nın Tanrı tarafından seçildiğine inanılması, pek çok Türk Hakanı’nın kendisini Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi gibi görmesi ve yeryüzüne adalet getirme noktasında kendilerini Yaratıcı’ya karşı sorumlu hissetmeleri işte hep bu anlayışın sonucudur.

Töre

Cihan Hâkimiyeti arzumuzun bir diğer temeli de sağlam ahlaki, insani ve vicdani ilkelere dayanan Türk Töresi’dir. Zira Türkler, töreleri sayesinde kendi içlerinde adil bir düzen bulmuş ve kendi temsil ettikleri bu âdil düzeni tüm dünyaya yaymak istemişlerdir.

O töre gereğidir ki, Türk Milleti kendisini hiç ilgilendirmeyen savaşlara bile harbe adalet getirme düşüncesiyle girmiş, mazlum toplumları sıyanet etmek için en güçlü düşmanlara meydan okumuş ve bu meyanda nice destanlar vücuda getirmişlerdir.

Türklerin Tarihi Ülküsü: Cihan Hakimiyeti


Tarihsel Kanıtlar

Türk Tarihi’ni şöyle birazcık irdelediğimizde cihan hâkimiyeti ülküsüyle ilgili o kadar fazla örnek buluruz ki… Sözgelimi Oğuz Kağan Destanı’nda Mete Han, “Ben Tanrı’ya karşı olan sözümü tuttum.” diyerek bir anlamda Tanrı’nın kendisine verdiği acuna nizam verme görevini dile getirmektedir.

Yine Oğuz Kağan Destanı’nda yer alan, “Gökyüzü çadırımız, güneş bayrağımızdır.” sözü, Türk’ün egemen olmak istediği alanın tüm dünya olduğu ve güneşin doğup battığı heryerde Türk Bayrağı’nın dalgalanması gerektiği tezi işlenmiştir. Dahası, Orhun Abideleri’ndeki Bilge Kağan’ın şu sözleri, sizce de içinde bu mânâyı barındırmıyor mu? “Ey Türk Milleti! Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe senin ilini ve töreni kim bozabilir?”

Yine Müslüman Türk Tarihi’ne bakıldığında Kaşgarlı Mahmut’un kaleminden dökülen şu sözler işte tam da bu ruhun bir eseri olarak dillendirilmiştir; “Tanrı acuna nizam vermek istedi ve Türk’ü yarattı.”

Türklerin Tarihi Ülküsü: Cihan Hakimiyeti


Sonrasında Selçuklular’da ve Osmanlılar’da “Nizam-ı Âlem” ismiyle anılan Cihan Hâkimiyeti ülküsü, ecdadımızı seferden sefere, zaferden zafere taşımıştır. Yalnız burada önemli olan husus, Türk Milleti sadece siyasi ya da ekonomik bir kaygıyla ve bir ego ve hırs uğruna cihan hâkimiyeti istememiştir. Burada ecdadın ülküsünü, tüm dünyayı sömürgeleştirmek isteyen İlgiltere gibi sömürgeci devletlerin müflis sistemleriyle karıştırmamak gerek. Ecdat, hiçbir zaman Güneş Batmayan İmparatorluk kurma fikrini zulüm üzerine kurmamıştır. O halde gelin derdimizi, davamızı Osman Gazi’nin şu sözleriyle özetleyelim;

“Bizim davamız kuru bir cihangirlik değil, İla-yı Kelimetullah’dır. Yani Allah’ın dinini yüceltmektir.”