Oğuzhan Er
1 year ago - 3 Dakika, 33 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

Ziya Gökalp

23 Mart 1876 yılında orta halli bir memur ailenin çocuğu olarak dünyaya gözlerini açan Ziya Gökalp’ın, çocukluk ve gençlik yılları İmparatorluğun çöküş dönemine rast gelir. Ziya Gökalp’ın düşünce hayatında pek tabi ailesi, önemli bir rol oynamıştır. Özellikle babası ona oldukça yardımcı olmuştur.Kitaba olan merakı, onu devamlı bir ihtiyaç olarak hissetmesi ve vatanperver biri olması konusundaki en büyük etkiyi de kuşkusuz amcası Hasip Bey sağlamıştır. 

Gökalp’e Arapça ve Farsça öğretmiştir. Ziya Gökalp, hayatı boyunca birçok kişiden desteklenmiştir. Bunlar arasında kuşkusuz Namık Kemal, Ziya Paşa ve Hasip Bey’i rahatlıkla sayabiliriz. Abdullah Cevdet de Fransız düşüncesini, özellikle de Fransız sosyologları tanıtan adam olarak Gökalp'e yardımcı olmuştur. Abdullah Cevdet ile tanıştığı zaman, onun için sarsıntılı bir dönemdi. Bu dönemdeki babasının vefatı, onu adeta yıkmıştı.

Ziya Gökalp


Ortaokul öğrenimini yaparken Fransızca öğrenmiş ve okul sonrasında Diyarbakır'dan ayrılarak İstanbul’a, Mülkiye Baytar Mektebi Âlisi’ne kaydolmuştur. Burada entelektüel çevreler ile tanışmıştır. Gelişmekte olan “Türkçülük” akımından etkilenmiş ve Rusya’dan gelen Pan-Türkçü Hüseyinzade Ali ile dostluklar kurmuştur. Fikirleri, dönem iktidarları tarafından sakıncalı görülmüş, baytar mektebinden ayrılmak durumunda kalmıştır. Taşkışla’da bir yıl hapse mahkûm olmuştur. Burada Naim Bey ‘den etkilenen Gökalp,bir yıla kadar ondan hürriyet ve inkılâp öğütleri almıştır.

Selanik’te 1911 yılında Genç Kalemler'e katılarak yazı ve düşünce dünyasına girmiştir.1909’da iseİttihat ve Terakki'nin Selanik’te yaptığı kongreye Diyarbakır delegesi olarak katılır. ” Merkez-i umumi “ seçilirve 1918 Mütarekesinden sonra parti fesih olana kadar bu görevde kalır. İttihat Terakki Orta Okulunda sosyoloji derslerine girmiştir. İttihat Terakki'nin İstanbul’a taşınmasıyla İstanbul’a gelir ve Türk Ocağı’nın etkin üyelerinde biri olmuştur. Türk Yurdu Dergisi’nde de makaleler yazmıştır. Bu dönem, düşünce hayatının en verimli yılları olmuş ve önemli eserlerinin çoğunu bu dönemde kaleme almıştır.

Selanik’teki en önemli çalışması "Genç Kalemler Dergisi" ' dir. Bu dergideki yazılarında ,Türkçülük ve sade dil akımının en olumlu başlangıcını sağlar.

Ziya Gökalp, bilim adamı yetiştirme konusuna büyük bir önem vermekteydi ve bu nedenle “Türk Sosyolojisi Okulunu” kurmuştur. Burada çeşitli çalışmalar yapmış ve İttihat ve Terakki yardımıyla da Avrupa’ya birçok öğrenci gönderilmiştir. Burada çeşitli reformların hazırlayıcısı olarak görülür.

Ziya Gökalp, eğitimi bir piramide benzetmekteydi. Taban güçlü olmaz ise üzerindeki yapıların dayanıklı olamayacağına inanırdı.

“Turan” adlı şiiri ve “Yeni hayat ve yeni kıymetler” başlıklı bir makale ile “ Milli Şuur” düşüncesini bilimsel yazılar ile desteklemiştir. Fuat Köprülü’nün yetişmesinde de etkili olmuştur.

Üniversitede ders veren Gökalp, 28 Ocak günü Üniversite’de bir sivil polis tarafından tutuklanır. Daha sonra Malta’ya sürgüne gönderilir ve sürgün sonrasında Diyarbakır’a yerleşmiştir. Burada "Küçük Mecmua" ’yı çıkarmış ve Mustafa Kemal’in yaptığı işleri destekleyen çalışmalar yapmıştır.

Telif ve Tercüme Heyeti Başkanlığı’na getirildiğinde Batı Klasikleri’nin dilimize kazandırılması için çaba harcamıştır. 1922’de de Diyarbakır’dan milletvekili olarak meclise girmiş ve Eğitim Komisyonu’na seçilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk tarafından “Fikirlerimin babası Ziya Gökalp’tır”tanımına layık görülen büyük düşünürün sağlık durumu bu dönemde bozulmuştur ve Gökalp, 25 Ekim 1924’te vefat etmiştir.

Ziya Gökalp


Onun için vatan ve millet her şeyin üstündedir ve hep öyle olmalıdır. 

Halktan kopuk bir eylemin her zaman başarısızlıkla sonuçlanacağına inanan Gökalp, bu nedenle elit halklarla iletişime geçilmesine ve belirli kitleleri bilinçlendirecek insanların onlar olacağına inanmaktaydı. Bu seçkinler ile halkın kendini ifade edebileceğini düşünmekteydi.

Gökalp’ın mezarı ise bugün İstanbul’da Çemberlitaş Sultan II. Mahmud Türbesi içerisinde bulunmaktadır.

"Karacık dağından, Kıpçak çölünden gelen atalarım gibi Türk'üm ben. Bana yol gösteren benden olmalı; Olamaz Türk'e baş, Türk'üm demeyen."