Ali Adnan
3 years ago - 10 Dakika, 30 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

Yada Yolu & İpek Yolu

Yada Yolu & İpek Yolu


‘Evrende iki yol vardır;
Gökyüzünde samanyolu,
Yeryüzünde İpek Yolu.’

-Özbek Özdeyişi-

Ali Adnan Akgündüz

Yollar vardır uzaklaştırır, yollar vardır yakınlaştırır. Yol nereye gidiyorsa ya da ne bekliyorsak o adı alır. Yollar vardır ağlatır, yollar vardır güldürür. Her ne olursa olsun insanlık tarihidir yollar. Tekerleğin icadı değil midir tarihin en büyük icadı. İster giden ol ister gelen isterse bekleyen hep öykünün içindesindir. Türk’ün tarihinde hep yollar vardır. Onun içindir ki bayrağına koymuştur ay ile yıldızı; yıldızlardan yolunu bulmuş ay gibi karanlıkları aydınlatıp insanlığa ışığı sunmuştur.

Eğer yollar bu kadar yer kaplamasaydı tarihimizde, yol ile ilgili dilimizde bu kadar sıfat, atasözü ve deyim olabilir miydi? Dil milletin aynası değil de nedir? Yollar, bu milleti iyi tanır gidilmedik toprak parçası çıkılmadık yükselti bırakmayıp her yere damgalarını vurmuşlardır. Toprak atadır, anadır, namustur, töredir; Türk toprak vermez alırdı! Almak için de yollara düşerdi.

Yada Yolu ve İpek Yolu Nedir ?

Günümüzde Çin’in Hian’dan (Chang’an-Xi’an)-ki aslında yolun başlangıç noktası Doğu Türkistan’dır- başlayarak Roma’ya kadar uzanan, yaklaşık 40.000 Km. uzunluğundaki kervan yolları ağıdır İpek Yolu. Bu kervan yollarının ana hattı doğudan batıya doğru yol alırken, diğer yandan belirli merkezlerden kuzey ve güneye yönelmektedir. Özellikle merkezlerden tüm yönlere bir örümcek ağı gibi yayılan bu tarihin en uzun karayolu özelliğine sahip olan bu yollar zinciri, M.Ö. 3.000’lerden, M.S.1800’lü yıllara kadar önemini korumuştur. Bu ticaret merkezli yol ağı doğu-batı, kuzey-güney etkileşiminde en büyük rolü oynamıştır.

Bu yollar; farklı medeniyetlerin, farklı kültürlerin, farklı siyasi organizasyonların, farklı dil ve dinlere sahip milletlerin, aynı zamanda üç farklı ırktan insanların yaşadığı coğrafyaları birbirine bağlamıştır. Söz konusu farklılıkları buluşturup, bunların tanışmaları ve kaynaşmalarında köprü rolü oynarken, zaman zamanda devletler arasındaki anlaşmazlıkların, mücadele ve savaşların en önemli sebebi olmuştur.

19. Yüzyılın ikinci yarısında Alman Coğrafyacı ve jeolog Ferdinand von Richthofen, Çin’i anlatan ve Çin’in batısını araştıran ilk bilim adamı oldu. Yaptığı incelemeleri ve gezilerini detaylı olarak aktardığı eserinde “İpek Yolu” terimini kullandı. O günden sonra İpek Yolu kavramı, Asya’nın Büyük İmparatorluğu ve Avrupa arasında bin yıldır süregelen ilişlerden söz eden herkes tarafından kullanılmaya başladı. Oysaki bu yol, Türkistan ve Çin’de; “Büyük (Ulu) Kervan Yolu”, “Büyük Yol”, “At Yolu”, “Çay Yolu” veya “Yada (Yeşimtaşı) Yolu” olarak anılmaktaydı.

Bir gerçek var ki; Yada Yolu, İpek Yolu’ndan önce açılmış ve İpek Yolu’nun öncüsü olmuştur. Zaten Japon ve Uygur tarihçiler; Büyük Yol’u, Çin’e Yada Taşı (Yeşim Taşı) getirdiğinden dolayı çok eski zamanlardan bu yana , Çinliler tarafından bilindiğini ve aynı zamanda yada taşı ticaretinin, ipek ticaretinden daha eski olduğunu doğrulamaktadırlar. Bu iki yolu ayıran en önemli özellik ise; İpek Yolu, Avrupa ve Asya arasında bir bağ kurarken, Yada Yolu, sadece Orta Asya ve Çin ‘i yakınlaştırmıştır. Bu nedenle bu iki yolu ayrı rotalarda düşünmek ve değerlendirmek gerekmektedir.

Yada Yolu & İpek Yolu


YADA YOLU:

Yada Taşı’na; Yakutca: sata, Altayca: sata, Kıpçakca: cay, Arapca: hacerü’l metar, Farsca: seng-i yade adı verilir. Kaşgarlı Mahmut, “yad” olarak ifade eder. Genel olarak halk bu taşa; yada taşı, cida taşı, çurtus, yağmur taşı ve kaş taşı demektedir. Kaşgar ve civarında ise bu taşın beyazına “Ak Kaş”, karasına da “Kara Kaş” demektedir. Bununla birlikte Uygur ve Japon tarihçilerin tespitlerine göre bu taş ve yol, “Kaş Teşi Yoli(Yada Taşı Yolu)” olarak isimlendirilmiştir.

Yada Yolu & İpek Yolu


Yada Taşı ve Türkler:

Yada taşının Türk –Şaman kültüründe çok önemli bir yeri vardır; yağmur yağdırma inanç ve gelenekleriyle ilgili bütün ritüellerini kendisinde toplamaktadır. Kaynaklarda yağmur ve kar yağdırmakta “Yada Taşı” denilen taşın büyük rolü ve etkisinden bahsedilmektedir. Bu izler Anadolu Bektaşiliği’nde ve Türkmen boyları arasında günümüzde dahi mevcuttur.

Ayrıca yada taşı tarihte Türk devletleri arasında bir hükümdarlık simgesi olarak elden ele değiştirilerek gelmiş olup, Kaşgarlı Mahmut’un çağdaşı olan Gardizi’ nin “Zeynül Ahbar” adlı eserinde, bu taşın kökeni hakkında şöyle bir rivayeti aktarmaktadır: “ Nuh Peygamber, cihanı dört oğlu arasında taksim ettiği zaman Türkler’ in atası olan Yafes’e de doğu diyarlarını vermişti. Nuh Peygamber Tanrı’ya , oğlu Yafes’ e istediği zaman yağmur yağdırabilmesini mümkün kılacak bir dua öğretmesini niyaz ediyor. Cenab-ı Hak sevgili peygamberinin duasını kabul edip, Yafes’e bir dua öğretiyor. Yafes duayı unutmamak için bir taşa yazıyor. Bunu muska gibi boynuna asıyor. Türkistan’a gelen Yafes, bu taşla istediği zaman yağmur yağdırıyor ve suları taşırıyordu. Yafes öldükten sonra Türkiye Türkleri’ nin ataları olan Oğuzlar’ a intikal ediyor. Ancak diğer Türk kavimleri de Yafes’ in evladı oldukları için taş üzerinde hak iddia ediyorlardı. Bunun üzerine Oğuzlar, diğer Türk kavimlerinin bu meseleyi halletmesi için yaptıkları teklifi kabul ederek kur’a çekiyorlar. Kur’a Türk kavimlerinden biri olan Karluklar’ a çıkmış ve taş onlara verilmiştir. Bir müddet sonra Karluklar yağmur yağdırmak istediler. Fakat bu maksatla yapılan işten olumlu bir sonuç alınamamış ve gökten bir damla yağmur yağmamıştır. Böylece taşın sahte olduğu anlaşılmıştı. Oğuzlar asıl taşı saklayarak Karluklar’ a ona benzeyen başka bir taş vermişlerdi. Meselenin anlaşılması üzerine Türk kavimleri arasında uzun ve kanlı bir savaş başlamıştır.”

Pınarların, derelerin kuruduğu ve kuraklığın çok arttığı zamanlarda eski Türkler’ in , göğe bağlı olan suyun yağmur şeklinde yere indirmek amacıyla kullandıkları bazı teknikler vardı. Bu tekniklerin başında “Yada Taşı” geleneği gelmektedir. Asıl işlevini yitirse de bu geleneğin bir uzantısı bugün, Anadolu’da

“ Yağmur Duası” geleneği olarak varlığını hala sürdürmektedir.

Yada Taşı ve Çinliler:

Yada Taşı, Çince’de, “yu” veya “yuşi” diye adlandırılmıştır. Yada Taşı (Yeşimtaşı), Çin İmparatoru’nun simgesiydi ve hayatı temin eden “Yang” ilkesinin en mükemmel temsiliydi. Çinliler yada taşının çeşitlerini sınıflandırmış, sadece beş tanesini dikkate değer bulmuştur. Yağ beyazlığında, su buharında pişmiş kestane sarılığında, vernik siyahlığında, horoz ibiği veya kadınların dudaklarına sürdükleri boyanın kırmızılığında ve açık veya koyu yeşil-mavi (Turkuvaz) şeffaflığında. Türkler ise; tüm bu renkler içinde damarlı olanları makbul saymışlardır. Yada Taşlarının içinde az bulunan ve en değerlisi Hotan ve civarında çıkarılan beyaz yada taşı idi.

Çin’in bu taşa yüklediği politik ve dini işlevler en üst düzeydeydi. Özellikle beyaz yada taşı imparatorla bağlantılıydı. Gökyüzü’nün Oğlu sayılan imparator,

Gökyüzüne, toprağa, kozmik olduğu kadar tanrısal güçler olarak da algılanan dört ana yöne, bir törenle şükranlarını sunardı. Sadece Göğün Oğlu’nun saf beyaz bir yada taşına sahip olma hakkı vardı. Öte yandan, en üst rütbeden üçüncü rütbeye kadar olan prensler diğer renklerden yada taşlarına sahip olabilirdi.

Çin, ilaç yapımında ana maddesi yada taşı olan preparatlar mevcuttu. Bu ilaçlar çeşitli idi. Bunlardan biri, “Beş iç organın bin hastalığını tedavi eden “en yüce ilaç”tır. Üstüne üstlük bu karışım ölmeden önce içilirse, üç yıl boyunca bedenin el değmemiş bir şekilde bozulmadan kalmasını sağlar.

Konfüçyüs’ün bazı yargılarını ele alan çok ünlü bir tanımlamaya göre, yada taşının (Yeşim taşının) beş erdemi vardır.

Bunlar:

- Işıltılı ve sıcak parlaklığı, merhameti.

- Rengini ve lekelerini ortaya çıkaran saydamlığı, doğruluğu.

- Üzerine vurulduğunda ortaya çıkan içe işleyen seslerin saflığı ve kalitesi, bilgeliği.

- Kırılabilmesi ama asla eğilmemesi, cesareti.

- Keskin kenarlarının kimseyi yaralamaması, hakkaniyeti hatırlatır.

Yada Yolu & İpek Yolu


İPEK YOLU:

Bütün yollar biter, ancak Ulu İpek Yolu bitmez, çünkü insan ömrü bu yolu bitirmeye yeterli olmaz.

Dünyanın en değerli kumaşı sayılan ipek, tarihe, coğrafyaya ve yollara damgasını vurmuş, adını insanlık tarihine ve dünya coğrafyasına yazdırarak ölümsüzleşmiştir. Çin’den, Orta Asya’dan , Anadolu’ ya uzanan bu efsane yol Anadolu köprüsünden Roma’ya kadar uzanmıştır.

Çin, Xi’an (Chang’an)’dan başlayarak Orta Asya’yı , kuzey ve güney yolları aşarak İran’a inip, Hazar Denizi’nin güney ve kuzeyinden geçerek Anadolu’ya ulaşır. Balkanlar’dan Atina ve Tiran’a vararak Adriyatik kıyılarına birleşen ve İran içlerinden geçerek güneyde Babil ve Bağdat’a, Sur ve Şam’a kadar ulaşan, dünya çevresinin dörtte birinden daha uzun bir tarihi özelliği bulunan Ulu İpek Yolu.

Bu efsane yol tüm insanlığın dikkatini üzerinde toplamış, merak edilmiş, gidilmiş, gelinmiş, kimi zamanlar gelinememiştir. Marco Polo, İbn Batuta, Evliya Çelebi gibi ünlü gezginlerin kitaplarına konu olmuştur. Bursalı Kadızade-i Rumi, 1429 yılında Semerkand’ta Uluğ Bey’e hocalık yapmış ve Uluğ Bey Rasathanesi’nde müdürlük görevinde bulunmuştur. Öğrencisi ünlü matematikçi Ali Kuşçu da 1449 yılında Uluğ Bey’in öldürülmesi sonucunda hacca gitmek bahanesiyle Semerkand’ tan ayrılmış, Ulu İpek Yolu’ndan önce Tebriz’e gelerek Akkoyunlu Uzun Hasan’ın yanında kalmıştır. Daha sonra ailesi ve yüz kadar yakını ile birlikte Fatih’in daveti üzerine Anadolu ipek yollarını geçerek İstanbul’a gelir. İstanbul’da Fatih Medresesi’nde baş müderris olarak görev yapar.

İpek Yolu; ünlü bilginleri doğudan batıya ve batıdan doğuya ulaştıran bilim yolu da olmuştur. Binlerce yıl boyunca Asya ile Avrupa arasındaki her türlü siyasi, askeri, ticari ve kültürel ilişkilerde bir şah damarı olmuştur. Batıdan doğuya , Hindistan’a uzanmaya çalışan Makedonyalı Büyük İskender, Avrupa’ya uzanmak isteyen Pers İmparatoru Darius, dünyayı hükmetmek isteyen Moğol İmparatoru Cengiz Han ve onun varisi Amir Timur, hep bu ipek yollarını kullanmışlardır.

Hindistan kökenli Budizm ve Brahmanızm, Şamanlık, Zerdüştlük, Ortadoğu’da yeşeren Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet gibi semavi dinler ve onlardan kaynaklanan çeşitli tarikatlar da bu yol ağından kitlelere yayılmışlardır. Çin, Hint ve Orta Doğu kaynaklı felsefeler bu yol ağı üzerinden harmanlanmıştır. Ana karaların çeşitli tarımsal ve endüstri ürünlerini taşıyan kervanlar hep bu yollardan geçmişlerdi. Yüzyıllar boyunca milyonları aşan tüccar, gezgin, bilgin, sanatçı ve macera peşinde koşanlar da bu yollardan geçmişlerdi.

Ticaret inançları, inançlar ticareti etkisi altında bulundurmuştur. Bu tarihi gerçek bugünde böyledir. Xi’an, Hami, Tibet, Dunhuang, Turfan, Kara Hoço, Semerkand, Hotan, Buhara, Belh, Merv, Horasan, Kaşgar, Harezm, Tebriz, Kudüs, Bağdat, Konya, Antakya başta olmak üzere tüm ipek yolu kentleri tarihte olduğu gibi günümüzde de özelliklerini korumaktadır.

Çin’de üretimi yapılan ipek, metal eşyalar, çömlekçilik maddeleri, hediyelik eşyalar ve diğer ticaret eşyaları Büyük İpek Yolu vasıtasıyla Orta Asya’dan ve Parfiya’ dan geçerek Roma’ya (Daha sonraları Bizans) götürülüyordu. Bunun karşılığında geri dönen kervanlar Çin’e ; Avrupa’da üretilen eşyaları taşıyordu. Türklerle, özelliklede Uygurlarla Çinliler arasındaki ticari ilişkilerde, Yada Taşı, at, çay ve ipek ticareti esas üstünlük taşıyordu. Uygurlar, Çin’e gönderdikleri her atın karşılığında 40 top ipek almaktaydılar.

Büyük İpek Yolu’nun yaklaşık 20.000 kilometresi, Türkler’ in yaşadığı coğrafyada uzanmaktadır. Dünya ticaretinin şah damarı sayılan İpek Yolu’nun esas ana hatları sayılan ve Çin ile Roma’yı birleştiren büyük ticaret yolu, en aktif ve verimli döneminde Türkler’ in elindeydi. Türkler’ in yaşadığı coğrafyalarda, Türk tarihinde, Türk kültürünün temel unsurlarında, İpek Yolu’nun apayrı bir önemi olmuştur. Türkler’ in yaşadığı geniş coğrafi bölgeleri birbirine bağlayan tek ulaşım yolu, Türk yurtlarını birbirine bağlarken, ticari ilişkilerini yoğunlaştırmış, zenginleşmelerine sebep olmuş, birlik ve beraberliklerini sağlamış, zamanına göre medeniyet seviyesi çok yüksek büyük yerleşim birimlerinin kurulmasında ana rol oynamıştır. Aynı şekilde İpek Yolu’nun meşhur hale gelmesinde Türk devletlerinin de büyük rolü olmuştur.

İpek,bu yollara adını veren zarif bir semboldür; gizemli bir zenginliğin, akıllara durgunluk veren bir oluşumun ve gücün sembolüdür. Bu yollar, tıpkı ipek böceğinin maruz kaldığı acılı değişim süreci gibi, dramatik ama heyecanlı bir değişim sembolüdür.