Önder Karataş
1 month ago - 36 Dakika, 5 Saniye
tr
az
en
kk
ky
uz
ru
tk

Yakınçağda Osmanlı Devleti'nin Avrupa İle Münasebetlerine Dair (1789-1808)

YAKINÇAĞDA OSMANLI DEVLETİ’NİN AVRUPA İLE MÜNASEBETLERİ (1789-1808)

Yakınçağda Osmanlı Devleti

ÖZET

Osmanlı Devleti’nin Avrupa ile münasebetleri kuruluş ve yükseliş döneminde tek taraflı ‘’ad-hoc diplomasi’’ ve savaşlar neticesiyle gerçekleşmiştir. Duraklama devrine girilmesi ile daimi elçilikler açılmış tek taraflı diplomasi terk edilmiş ve ‘’muvazene diplomasi’ ’sine geçilmiştir. Denge Politikası içerisinde ilişkiler yürümüştür. Fransız İhtilali neticesinde açılan Yakınçağa da bu politika içerisinde girilmiştir. Bu denge politikasında ilk örnek Fransa ile geliştirilen ikili ilişkiler olmuştur. Yakınçağ döneminde ilişkiler savaşlar ve anlaşmalar yapılmıştır. Bu anlaşmalarla uzun yıllar süren savaşlara son verilmiş birçok devletle dostluk ilişkiler tahsis edilmiştir. Yapılan reformlar ve politikalar ile iki ateş arasında kalmamak adına ikili ilişkiler bu dönem içerisinde değişken bir hal olmuştur. Yaptığımız bu çalışma ile Osmanlı-Avrupa Münasebetlerine ve Diplomasi hareketleri ile bu ikili ilişkileri ele alınacaktır.

Giriş

‘’Osmanlı diplomasisi kendi içinde bir süreklilik ve değişim süreci barındırır.’’1 Osmanlı diplomasi hareketlerinin sürekliliğine bakmadan önce aklımızda bulunması gereken husus şudur; Türk tarihi belli başlı bir bütündür, coğrafi konumlar değişmiş yeni yeni devletler kurulmuştur, kurulmadan da öte bir hanedan değişikliği olmuştur Selçuklu Hanedanlığı yerine Osmanlı Hanedanlığı sivrilmiş, varlık göstermiştir. Bir bütün olan Türk tarihi diğer tüm medeniyet ve kültürün birbiri üzerine eklenmesi ile gelişmiştir. Bunlardan birisi de diplomatik ilişkiler, devletlerarası münasebetlerdir.

Osmanlı Devleti, ilk Türk-İslam devletlerinden aldığı diplomatik geleneği devam ettirmiştir. Kuruluşuna kadar da bu geleneğe sahip çıkmış, gelişen durumlar karşısında her anlamda bir revize hareketi olsa da diplomaside ikisini de bir arada yürütmeyi başarmıştır. Türk Devletlerinde diplomasi genelde barış, ittifak kurma, ticaret yapma şeklinde olmuştur.

Osmanlı Devletine geldiğimizde kuruluş yıllarında ilişkiler bir denge politikası gibi olmuştur. Örnek olarak ise denizlerdeki gücünü sağlayana kadar, iki güçlü deniz devleti olan Ceneviz ve Venedik ile ilişkiler gösterilebilir. Bu ikili arasında kalan Osmanlı Devleti, donanma açısından da üstünlük sağlayana kadar Venedik karşısında Ceneviz ile iyi ilişkiler kurmuştur. Değişim hareketleri ise genel olarak 18. ve 19.yüzyıllarda yaşanmıştır. Değişim açısından ise İslami kaidelerin amaç ve usul olarak değiştiği görülür. Bunlar hepsinden önce daimi elçiliklerin açılması, uzun süren savaşlar, gayrimüslim devletler ile yakın ilişkilerde bulunma ve ziyaretler olarak sıralanabilir.

1) 16. ve 17. Yüzyılda Osmanlı Devleti - Avrupa Münasebetleri

Osmanlı Devleti’nin Avrupa ve diğer devletlerle ilişkisi, kuruluş ve yükseliş devrinden itibaren doğrudan savaşlar sonucunda olmuştur. Askeri yönden güçlü konumda bulunan Osmanlı Devleti isteklerini bu güç sayesinde kolayca elde etmiştir bunun sonucunda her anlamda psikolojik bir üstünlük içinde olmuştur. Bu üstünlük diplomasiye de yansımıştır, ‘’ad-hoc diplomasi’’ içerisinde ilişkiler ‘’fevkalade elçi’’ vasıtasıyla oluyordu. Dışarıdan bilgi akışını Levantenler, Voyvodalar ve Rumlar vasıtasıyla gerçekleşiyordu. Duraklama devrine girilmesi ve reform yapma hareketleri ile bu eksiklik fark edilmiştir ve daimi elçilikler açılmış elçilerin yazdığı ‘’sefaretnameler’’ ile Avrupa hakkında birinci elden bilgiler alınmış, ilişkiler elçiler vasıtasıyla gerçekleşmeye başlamıştır ve devleti bu kötü gidişten kurtarma yolları aranmıştır.

16.yy’da Osmanlı Devleti zirvede ve dünya siyasi hayatında bir süper güç konumunda idi. Bu yüzyıla II. Bayezid liderliğinde girmiş ve II. Bayezid ’in politikası ılımlı bir şekilde olmuştur. Yavuz Sultan Selim’in tahta geçmesiyle doğuya yönelik hareketler görülür. Bu adımların Avrupa’ya girileceği vakit, arkada engel teşkil edecek bir siyasi gücün kalmasını önlemek için atıldığı söylenebilir. ‘’Böylece, 16. yüzyılın başında Asya’daki güç dengesi Osmanlılar lehine bozulmuş olmaktaydı.’’2 Esasında Osmanlı Devleti, bu yüzyılın müthiş patlamasını Kanuni ile birlikte gerçekleştirecektir. Kanuni Sultan Süleyman dönemi, Osmanlı tarihi için her açıdan bir altın dönemdir. Bu dönemde Osmanlı, rotasını Avrupa’ya çevirmiştir. Avrupa’nın kalbi de diyebileceğimiz Viyana kapılarına kadar ulaşmışlar bir nevi Avrupa’da bir Türk kasırgası yaratmışlardır. Avrupa siyasetinde de üstün rol oynamışlardır.

16.yy’da bu muhteşem durum içerisinde bulunan Osmanlı Devleti’nin Avrupa Münasebetleri savaşlar ile olmuştur. Bu dönemde Osmanlı, Avrupa’da daha önemli hamleler yapabilmek adına, V. Karl ile Fransa kralı François arasındaki problemde I. François ’in yanında yer alarak Avrupa siyasetinde aktif rol almıştır. Avusturya ile ilk defa karşı karşıya gelen Osmanlı Devleti, I. Viyana Kuşatmasını bu dönemde yapmıştı(1529). Daha sonra Osmanlı, Prusya (Almanya) üzerine yürür, bu sırada Macaristan’ı işgal eden Avusturya Osmanlıdan barış ister. Taraflar arasında 1533 yılında İstanbul Antlaşması* imzalanır. Bu antlaşma ile Avusturya, Osmanlı üstünlüğünü kabul etmiştir.

Bu dönemde Osmanlı-Fransız ilişkileri de başlamış bulunmaktadır. 1535 yılında Fransa ile kapitülasyon anlaşması imzalanır. ‘’Kapitülasyonlar Osmanlıların güçlü zamanlarında dış ilişkilerde kilit bir rol oynamıştır.’’3 Bu anlaşma 1923 senesine kadar belirli aralıklarla yenilenmiştir. 1541 yılında Macaristan, Osmanlı hâkimiyeti altına girmiştir. 1566 senesinde Avusturya üzerine bir sefer daha olmuştur ve bu sefer sırasında Kanuni Sultan Süleyman vefat etmiştir (Zigetvar Seferi). ‘’Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere, Osmanlı Devleti, güçlü bir devlet olduğu ve toprak bütünlüğü ve egemenliği Avrupa tarafından tehdit edilmediği sürece, “ad hoc” diplomasiyi gücünün ve üstünlüğünün bir belirtisi ve temel dayanağı olarak kalmıştır.’’4 Ardından II. Selim tahta geçmiş ve onunda fetih hareketleri Batıya doğru olmuştur. 1568 yılında II. Selim hükümdarlığı sırasında, Avusturya ile anlaşma imzalanmıştır (Edirne Antlaşması). 16.yy’ın son çeyreğine geldiğimizde ise III. Murad döneminde, 1583’te İngiltere kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek; Osmanlıdan kapitülasyon istemiştir. Papa’nın koyduğu silah ambargosunu ve oluşabilecek haçlı ittifakını kırabilmek için İngiltere’nin kapitülasyon isteği kabul edilmiştir. Bununla birlikte Akdeniz’de bir İngiliz-Fransız rekabeti oluşmuş, bu rekabette tabii ki Osmanlıya yaramış ve birçok siyasi menfaat kazanmıştır. 17.yy’a geçiş devri Padişahı ise III. Mehmet’tir. Bu devirde Avusturya ile yapılan savaş haricinde Avrupa münasebetleri açısından bir gelişme görülmemiştir. Duraklama Devri III. Mehmet ile başlamıştır.

Osmanlı Devleti, yükseliş dönemlerinde savaşın bir uzantısı olarak ‘’ad-hoc’’ diplomasisini kullanmıştır. Karşılılıklı ilişkilere yönelmemiştir Avrupa ile yakınlaşma genel olarak savaş ve güçsüz olanı himaye etme şeklinde olmuştur. ‘’Çünkü askeri olarak çok güçlüydü ve istediğini savaşarak kazanıyordu.’’5 17.yüzyıla geldiğimizde ise Osmanlı Devleti duraklama dönemine girmiş bulunmaktadır. 1648 Vestfalya Antlaşması ile sürekli ve karşılıklı diplomasi tarzı ortaya çıkmıştır. Bu modern diplomasi sistemi Batı ve Orta Avrupa üzerinden dünyaya yayılmaya başlamıştı. Bu diplomatik sistemle birlikte uluslararası anlaşmalarda bütün devletler masaya eşit bir şekilde oturuyordu. Osmanlı Devleti zayıfladıkça Osmanlıların diplomasi anlayışında bu yönde biri değişim oluşuyordu. 1699 yılında imzalanan Karlofça Antlaşması ile Osmanlı’nın Viyana Seferi ile başlayan ve 16 yıl süren çok cepheli savaşlarına son verilmiştir. Bu anlaşma ile Osmanlı Devleri, Orta Avrupa üzerindeki üstünlüğünü kaybetmiş, savunma durumuna geçmiştir. Aynı zamanda bu anlaşma ile birlikte Osmanlı Devleti, bahsetmiş olduğumuz Vestfalya Sistemine girmiştir. Osmanlı artık iç işlerinde hareketli dönem yaşamaya başlayacaktır bu hareketlilik ise Avrupa’nın Osmanlı içişlerine karıştığını ve devletin zayıflamaya başladığını gösterir. Duraklama dönemi ile uluslararası arenada değişen şartları gören Osmanlı Devleti, devletler ile ilişkileri geliştirme yoluna koyulmuştur. ‘’Yani Duraklama dönemiyle birlikte savaşın yerini diplomasi almıştır.’’6

Gelişen ve değişen diplomasi ile birlikte Osmanlı Devleti’nin Avrupa ile münasebetleri de değişmiş, artık savaştan çok diplomasi ile ilişkiler kurulmuştur. Modern diplomasiye giren Osmanlı Devleti’nde kapitülasyonların içeriği de değişmiştir. Yükseliş devrinde iken kapitülasyonları, kurulacak Haçlı birliğinin önüne geçmek, bazı yabancı devletleri kontrol altına almak için kullanımı; güçsüzleşmeye başladığı dönemlerde ise ticareti düzeltmek ve düşmanlara karşı yardım almak amacıyla şekillendirmiştir. ‘’ Batılı devletler de Osmanlı’nın bu durumundan yararlanarak kendi ekonomik ve siyasi üstünlüklerini kabul ettirmiştir.’’7

Bu dönemle birlikte Osmanlı Devleti için diplomasi, savaşlarda başarısızlık yaşanınca hayatta kalmak için bir gereklilik arz etmeye başlamıştır. Elçiler önceki dönemlerde ‘’fevkalade elçi’’ vazifesiyle diğer devletlere giderken; Avrupa’dan geri kalınan bu dönemden sonra ‘’biz nerede hata yaptık?” Sorusuna cevap vermek üzere gönderilmiştir.’’8 Devleti bu durumdan kurtarmak adına Batılı devletlerle ilişkiler geliştirilmiştir. Hatta bu Duraklama Döneminde, Koçi Bey’in 1631 yılında sultan IV. Murad’a sunduğu risale bir nevi Osmanlıdaki bu düzensizliğin ve gerilemenin cevabı niteliğindedir. Ama yapılan hiçbir şey istenilen sonucu vermemiş, aksine uygulanan yanlış metotlar sebebiyle çöküş dönemini hızlandırmıştır.

Avrupa ile ilişikler silsilesinin biraz daha fazla olduğu dönem 1700’ler ile beraber başlayacaktır. Yakınçağa kadar olan bu ilişkiler ve hareketler ikinci kısımda devletler nezdinde müstakil olarakta ele alınacaktır.

2) Yakınçağda Müstakil Olarak Osmanlı Devleti -Avrupa Münasebetleri

( Fransa, Rusya, İngiltere, Avusturya)

Osmanlı Devleti, Yakınçağa III. Selim ile girmiştir. Bu dönem ile Avrupa hakkında doğrudan bilgi sahibi olmak, gelişmeleri yakından takip etmek ve Avrupa’dan geri olan Osmanlı Devleti’ni biraz da olsa Avrupa ile ortak siyaset sahnesinde tutmak amacıyla ad-hoc diplomasi terk edilmiş; sürekli diplomasiye geçilmiştir. İlk daimi elçilik Fransa’ya açılmak istenilse de, Fransa’nın içinde bulunduğu ortamdan dolayı ilk daimi elçilik; 1793 yılında İngiltere’de açılmıştır. Bunları sırasıyla 1795’te Prusya ve Avusturya daha sonra da 1796’da Fransa takip etmiştir.

2.1) Fransa İle İlişkiler

‘’Osmanlı Devleti 1787 yılından beri Avusturya ve Rusya ile zaten savaş içindeydi. Bu iki devlete karsı Bab-ı Âli Fransa’dan beklediği desteği görememişti.’’ 9

‘’Geleneksel Osmanlı siyaseti Fransa’yı Rusya ve Avusturya’ya karşı bir denge unsuru olarak görmekteydi.’’10 Fransa ile ilişkiler kapitülasyonlar ile başlamıştır. Belirli aralıklar ile bu anlaşma yenilenmiştir. Hatta ‘’1740 yılında kapitülasyonlar artık alışılageldiği üzere genişletilerek yenilendiği gibi sürekli hale getiriliyordu’’11 bunun yanında, bu anlaşma ile Fransız tebaaya geniş haklar verilmiştir. Fransa, bu anlaşma ile Katoliklerin hamisi gibi görünüyordu ve bu yetki ileride Osmanlı İçişlerine müdahil olmasına kadar gidecekti. 1789 yılında bir Yakınçağ devrini açacak olan Fransa bu yolda giderken, aynı yıl III. Selim Osmanlı tahtına çıkmış ve yapılacak olan reformlarda Fransa’yı model almıştır. Bu dönemde III. Selim sık sık Napolyon ile mektuplaşmıştır. Mektupların içeriğini ise imparatorluğun ve Avrupa’nın içinde bulunduğu sıkıntılı durum oluşturmaktaydı. Napolyon, Bonapart’da Osmanlı’nın Batı medeniyetine girmesini istemiştir. Bu dönemde Fransa ile oldukça iyi ilişkiler kurulmuştur. Fransa’daki karışıklığın sona ermesi ile 1796 yılında Fransa’da daimi elçilik açılmıştır. Moralı Es-Seyit Ali Efendi, Fransa elçisi olmuştur. Bu vakitten bir süre sonra Fransa ile Osmanlı ilişkileri kopmaya başlayacaktır. 1798’de Fransa’nın Mısırı işgali, Osmanlı Devleti’nde çok büyük hayal kırıklığı yaşatmıştır.

Şubat 1798’de Talleyrand ve Napolyon’un hazırladığı plan ile İngiltere’nin Hindistan’a ulaşmasını sağlayan yol üzerinde önemli bir nokta olan Mısır’ın işgali vardı. Bu planla, İngiltere’yi dize getirmeyi hayal ediyorlardı. Böylece Fransa karada, sağlamış olduğu üstünlüğün yanına deniz üstünlüğünü de ekleyecekti. Her ne kadar dost görünse de hırsla dolu olan Fransa’nın bir diğer amacı da Mısır’ın ardından Suriye ve bu istikamette İstanbul’a yürümek, Viyana üzerinden Fransa’ya dönerken; Avusturya ve Osmanlı gibi iki büyük devlete son vermekti.

Fransa’da bulunan Osmanlı elçisi, Bonapart ve Bakan Talleyrand ile samimi ilişkiler kurmuş, Fransa tarafı da kurulan bu ilişkiye sıcakkanlılıkla yaklaşmıştı. Fransa’nın bu yaklaşımdaki asıl amaç ise Mısır’a yürüyecek olan ordunun hazırlığını fark ettirtmemekti. Elçiden gelen bilgiler herhangi bir hareketlilik olmadığı yönündeydi. Bu durumdan işkillenen Osmanlı hükümeti, İngiltere ve Rusya kaynakları doğrultusunda hareket etmeye başladı. Aynı zamanda Fransız elçisi Rouffen, sadarete çağrıldı ve harekât hakkında sorular sorulduğunda iç ısıtan bir cevap alınamadı.

Osmanlı Devleti, bir umutsuzluk içindeydi. Haziran 1798 yılında Mısır’ın işgalinin şoku içinde olan Osmanlı Devleti, savaş ortamı içerisinde yalnız kalmamak adına harekete geçti ve kendisine müttefik aramaya koyuldu. Avusturya ile temasa geçildi. Avusturya tarafsızlık sözü verdi. Zira Fransa’yı Mısır’dan çıkarmak; Osmanlı’nın boyunu aşan bir olaydı. Fransa’nın Akdeniz’de güçlü konuma gelecek olması, Osmanlı Devleti’nin müttefik bulmasını kolaylaştırmıştı. Napolyon’un hareketi devam ederken, Osmanlı da müttefiklerini iki ay içerisinde toplamıştı. Zaten kurulmuş olan birliğe bir resmiyet kazandırmak adına Rusya, İngiltere ve Sicilyateyn ile antlaşmalar yapıldı. ‘’1 Temmuz 1789’da Napolyon Mısır’ı işgal etmiş ve bunun üzerine Osmanlı Devleti iki ay sonra İngiltere ve Rusya ile ittifak kurarak Fransa’yı Mısır’dan çıkartmıştı.’’12

1801 yılına geldiğimizde Fransız ordusu, müttefikler tarafından kuşatılmış ve yenilmişti. Durum böyle olunca iki taraf arasında barış görüşmeleri başladı. Temmuz 1801’de Kahire’yi teslim eden Fransa ile 30 Ağustos 1801’de ateşkes antlaşması ile Mısır’ın tahliyesi bu tarihte başlamış oldu. Osmanlı, Mısır’dan Fransa’yı kovmuş olsa da imzaladığı ittifak antlaşmalarıyla müttefikleri kendine bir tehdit unsuru haline gelmeye başlayacaktı. Bu durumu gören yönetim, bir denge unsuru oluşturmak istemiş ve Paris elçisi Seyyid Ali Efendi’ye iki devlet arasında dostane ilişkilerin inşası için talimat vermişti. Bu sırada Fransa’ya dönen Napolyon, askeri bir darbe ile yönetimi ele geçirmişti. Mısır’da başarılı olmak ve hayalinde olan dünya devletini kurabilmek için yeni yöntemler belirliyordu. İlk olarak üçlü ittifakı dağıtmayı ele alan Napolyon, bunda başarılı olamamıştır. Hal böyle olunca Osmanlı ve İngiltere’ye karşı barışçıl bir tavır takınmaya başlamıştı. Bu yeni tavrın sonuçlarını ise iki devletle yapacağı antlaşma ile görecekti. ‘’ Fransa 27 Mart 1802’de İngiltere ile Amiens (Amion) Antlaşması’nı, ikinci adım olarak da 25 Haziran 1802’de Osmanlı Devleti ile Paris Antlaşması’nı imzalayarak Mısır’da yenilgiyi resmen kabul etti.’’13 Bu olaylar bütünü sonucunda imzalanan antlaşma ile Osmanlı Devleti, duraklama yaşadığı bu dönemde bir can suyu almış gibi olmuştur. Osmanlı Devleti, kurduğu ittifaklarla devam ettirdiği siyasi ve askeri mücadelelerin karşılığı olarak Mısır’a yeniden sahip olmuştur.

1808 yılına yaklaştığımız zamanlarda, III. Selim tahttan inmeden önce Fransa dostluğunun verdiği hislerle Rusya ve İngiltere’ye savaş açmıştı (Bu meseleler Rusya ve İngiltere İlişkileri başlığı altında ayrı ayrı bahsedilecektir.). Bu ortamdan faydalanan Fransa, Rusya’ya savaş açmıştır. Söz konusu savaşı bitirecek olan Tilsit Antlaşması olacaktır. Antlaşmaya göre; Fransa-Rusya mücadelesi sona erecek, Rusya Avrupa’da Fransa’nın safında bulunacak, Fransa’da Osmanlı-Rus ilişkilerinde arabulucu olacaktı. Tilsit’te yapılan görüşmelerde arabuluculuktan çok Osmanlı’yı yok etme fikirleri ortaya atılıp değerlendiriyordu. Karar olarak Osmanlı’nın paylaşılamayacağı kararı çıktı. Fransa arabuluculuğu ile Osmanlı ve Rusya Erfurt Antlaşması imzalandı. ‘’Fakat 1808 Ekim ayında Erfurt’ ta Çar Aleksandır ile buluşan Napolyon bu defa Eflak ve Buğdan’ı Rusya’ya bırakan yeni bir antlaşma yapar ve bu tutum karsısında Osmanlı-Fransa ilişkileri iyice kötüleşecektir.’’14 Erfurt Antlaşması için toplanıldığında Napolyon, Rusya’yı elinde tutmak amacıyla Rusların tarihi isteklerini bir kere daha gözden geçirdi. Rus Çarı’nın İstanbul ve Boğazlar isteğini dile getirmesi üzerine; Tilsit’te yapmış olduğu vaadi tekrar etmiştir.15 Sonuç olarak Erfurt Antlaşması ile devletler, Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü kabul etmiştir.

2.2) Osmanlı - Rusya İlişkileri

Türkler, Avrasya bölgesinde birçok devlet kurmuş ve iki farklı millet aynı siyasi ortam içerisinde yaşamıştır. Önceleri Ruslar, Osmanlı’ya kürk vs. malları ihraç eden bir konumdayken; Altın Orda Devleti’nin yıkılmasıyla güçlenmiştir. Osmanlı Devleti’nin Ruslar ile ilişkileri üç farklı dönemde incelenebilir. Birinci dönem, Osmanlı Devleti’nin zirvede bulunduğu ve Kırım Hanlıkları üzerinde hâkim olduğu dönem. İkinci dönem, karşılıklı ilişkilerin kurulduğu 18. yüzyıldır. Üçüncü dönem de ise Türk-Rus ilişkilerinin sıcak çatışma içinde olduğu ve Osmanlı’nın mağlup olduğu savaşlar dönemi olarak nitelendirilebilir. Bu bölümde ele alacağımız dönem ise Yakınçağ’ da Osmanlı- Rus ilişkileri olacaktır.

XVIII. yüzyıldan önce Osmanlı-Rusya arasındaki ilk resmi antlaşma, 1676-1681 Osmanlı-Rus Savaşları gerçekleşmiş ve Ruslarla ilk resmi münasebetler de yine bu dönemde, IV. Mehmed zamanında olmuştur. Savaşın ardından imzalanan “Bahçesaray Antlaşması” Osmanlı ile Rus Çarlığı arasındaki ilk resmi anlaşma olmuştur. Zira 17. yüzyılın son çeyreği ile sık hale gelecek olan Osmanlı Rus Savaşlarında; Osmanlı Devleti, savaş meydanından iki defa galip ayrılmıştı. Osmanlı Devleti yine bu savaşlar sırasında birçok toprağını Ruslara bırakmak zorunda kalmıştır. ‘’Osmanlı Devleti’nde yaşanan kriz, askeri ve ekonomik politikalarındaki zayıflık zamanla onun diğer Avrupa ülkelerinden geri kalmasına sebep olmuştur. XVIII. yüzyılın ortalarına doğru Osmanlı Devleti’ne karşı Avusturya ve Rusya saldırgan bir politika izliyordu’’16 Rusların güçsüz olduğu dönemlerde, münasebetlerde de dolgun emareler yoktur. Genelde iletişim, Kırım Hanlığı üzerinden sağlanmıştır. En büyük gelişmeler, Rusların egemenliği ardından başlayacak; Osmanlı-Rus Savaşları sürecidir. Rusya, tarihsel süreç içerisinde Osmanlı’nın en çok münasebette bulunduğu devletlerin arasında gelse de bu münasebetler bir diplomasi ilişkisinden çok savaşlar bütünüdür. Diplomasi ise sadece savaşların sonunda görülmüştür, desek hiçte yanlış bir tespit olmayacaktır. Yapılan anlaşmaların genelinde de masada kaybeden taraf yine Osmanlı Devleti olmuştur. Bunların yanında Rusların, Osmanlı Devleti ile diplomatik anlamda doğrudan bir araya gelmesi; 1700 yılı Temmuz ayında imzalanan “İstanbul Antlaşması” ile olmuştur.

Osmanlı Devleti, Rusya ile süregelen bir savaşın içerisindeydi. Bu savaşlardan bir tanesi de “(1768-1774) Osmanlı Rus Savaşları” neticesinde imzalanan “Küçük Kaynarca Antlaşması” ile kaybettiği toprakları geri almak için başlayan “(1787-1792) Osmanlı-Rus Savaşları” idi. Bu savaş sonunda imzalanan “Yaş Antlaşması” ile Osmanlı Devleti’nin kaybettiği toprakları, Rusların kazandığını kabul eden bir antlaşma olmuştur. Bu tarihten sonra oluşan Fransa gücü, karşısında yalnız kalmak istemeyen Osmanlı Devleti; İngiltere’nin de içinde olduğu bir ittifak kuracaktı.

1798 yılında, Fransa’nın Mısır’ı işgal hareketi ile ateş içerisinde kalmak istemeyen Osmanlı Devleti, kendisine müttefik aramaya koyulmuştu. Tam da bu zamana kadar hep savaş meydanında rakip olarak gelişen Osmanlı-Rus ilişkilerinde yeni bir sayfa açılmış oluyordu. Osmanlı’nın Fransa’ya savaş açmasının ardından kısa bir süre sonra bir diğer müttefik Rusya, tarihinde ilk defa Karadeniz ve Boğazlardan müttefik adı altında geçmiş ve Rus donanması Osmanlı başkentine demirlenmişti. Bu ittifak iki devlet tarihinde bir ilk olmuştur. Çünkü bundan önce sadece savaş meydanında karşılaşan iki devlet artık bir dostluk tesis etmiş gibiydi. Rus donanması, boğazlardan geçip Akdeniz’e ulaşmıştı. Bu tarihten sonra Rusya’nın boğazlar politikası, uluslararası politikada önemli bir konu haline gelmeye başlayacaktı.

1801 yılında Fransa yenilmiş ve Mısır’ı tahliye etmeye başlamıştı. İngiltere, artık Mısır’da kalıcı olmanın yollarını aramaya koyulacaktı. Osmanlı’nın diğer müttefiki olan Rusya’da kendine pay çıkarma peşindeydi, hedefinde ise Yedi Ada ve Dalmaçya kıyılarına yerleşmek vardı. İlk adım olarak Mora’daki Rumlar arasında propaganda faaliyetlerini başlattı. 1804 yılına geldiğimizde Fransa’da yönetimi eline alan Napolyon, kendisinin tanınmasını istiyordu. Osmanlı Devleti bunu bir koz olarak kullanmak isterken müttefiklerinin baskısı artıyordu. ‘’Rusya ile zorunlu olarak yeni bir imtiyaz ve ittifak antlaşması imzalandı (24 Eylül 1805). Bu antlaşma ile Rusya bir kez daha dokuz yıllık bir süre için Boğazlarda diğer devletlere göre üstünlük ve geçiş hakkı elde etmiş oldu.’’17

Değerlendirdiğimiz dönemin sonlarına doğru Osmanlı’nın Fransa ile ilişkilerinin yeniden kurulması iki müttefiki rahatsız etmişti. Bu korku ve rahatsızlık karşısında, Rusya ve İngiltere, Osmanlı’ya karşı birlikte hareket edeceklerdi. Rus gemileri de Boğazları tehdit etmeye başlamıştı. Bu kargaşa içerisinde Ruslardan gelen ültimatomu değerlendiren Osmanlı, istekleri yerine getirmişti. Fakat bu haberler pek kâle alınmadı. Rusya’nın hedefi Eflak ve Boğdan’ı kuşatmaktı ve bu adımda tüm her şeyi göze alarak savaş bile ilan etmeden, 1806 yılında Eflak ve Boğdan’ı işgal etti. Hal böyle olunca Osmanlı Devleti, Rusya’ya savaş açmak durumunda kaldı. Boğazlar kapatıldı. Ruslar ise Bender ve Hotin kalelerini zapt ederek işgal hareketlerine devam ediyordu. Bu sırada İngiltere’de, Osmanlı ile Savaşa hazırlanıyordu. Bu harekât başlamadan bitti ve bu durum en çokta Rusların canını sıkmıştı. Rus donanma amirali, daha sonra İngiliz amiraline İstanbul’a ortak saldırmayı teklif ettiyse de sonucu kestiremedikleri için bu planda başarısız olmuştu. Ruslar bu olay akabinde Bozcaada’yı işgal etti. İngilizler üzerine harekete geçen Seydi Ali Paşa, tam bu sırada ne umdu ne buldu sözüne uyar bir şekilde olaylar gerçekleşti, İngilizlere yetişemedi ama Osmanlı gemilerine saldıran Rus donanmasını ağır bir şekilde hasar verdi. Ruslar, Korfu istikametine kaçtı ve bu olay neticesinde Boğazdaki hem İngiliz hem de Rus tehlikesi ortadan kalkmış oldu.

Bu olaydan sonra Osmanlı’ya ulaşan bir diğer haber; Fransa-Rusya Görüşmesiydi, bu görüşme ile 9 Temmuz 1807’de iki devlet Tilsit Barış Antlaşmasını imzaladı. Bu anlaşma, Osmanlı açısından mühim bir konuydu. Söz konusu anlaşmada Osmanlı’nın paylaşımı söz konusuydu fakat Osmanlı’yı tamamen kaybetmek istemeyen Napolyon, tekrar araya girdi. Bu durum 1806’dan beri devam eden, Rus Savaşlarındaki başarısızlığın doğurduğu sıkıntılı ortamda Osmanlı’ya bir rahatlama getirdi. Sonucunda ise Rusya ile ateşkes imzalandı. Masadan karlı kalkan yine Rusya olmuştu. Bunun yanında Rusya, Osmanlı’yı Sırbistan ile anlaşma yapmaya da ikna etti. ‘’Bu arada Rus Çarı I. Aleksandır, Fransa’nın zorlamasıyla yaptığı ateşkes antlaşmasını onaylamadı. Osmanlı Devleti ile barış görüşmelerini kesti. Ancak Fransa’nın talebine uyarak Eflak’ı boşalttı. Böylece savaş hali bir süre daha devam etti’’18 İç siyasette çalkantılı bir dönemde bulunan Osmanlı Devleti, bu sıkıntıları III. Selim’in bir darbeyle tahttan inmesi ve kısa bir süre tahtta kaldıktan sonra indirilen IV. Mustafa’nın ardından tahta geçen II. Mahmud ile son bulmuştur.

2.3) Osmanlı – İngiltere İlişkileri

Başlangıçta Osmanlı Devleti ile İngiltere arasındaki resmi ilişkiler, iktisadi ve ticari gayelere dayanıyordu. Yüzyıllar boyu devam eden siyasi ilişkilerinde de iktisadi amiller en büyük rolü oynadı.19 1583 yılında Kraliçe I. Elizabeth’in imtiyaz isteği içerikli mektubu ve bu isteği kabul edilmesinin ardından İstanbul’a gelen elçi ile Osmanlı – İngiltere ilişkisi resmi bir hal almış oluyordu. Viyana Kuşatmasının ardından oluşan kutsal ittifak karşısında savaş halinde olan Osmanlı Devleti’ni bu durumdan kurtaran İngiltere olacaktır. İngiltere’nin arabuluculuğu ile bu mücadele “(1699) Karlofça Antlaşması” ile bitmiş ve Osmanlı- İngiliz ilişkileri başka bir boyut kazanmıştır. 18. yüzyılın sonlarına kadar iyi bir seyir izleyen İngiltere ile ilişkiler, İngiltere’nin Ruslara destek vermesi ve daha sonrasında ‘’ 1768-1774 Osmanlı-Rus Harpleri sırasında İngiliz Hükümeti Rusya’yı fiilen destekledi ve Osmanlı donanmasının Çeşme Körfezi’nde imha edilmesinde (1770) önemli rol oynadı.’’20 İlişkilerin resmiyet kazanmasından Yakınçağa gelene kadar, Osmanlı-İngiltere ilişkileri özetle iyi bir durumda seyretmiştir.

Yakınçağ başlarına geldiğimizde Rusya’nın sıcak denizlere inme politikasını dile getirmeye başlaması İngiltere’yi endişelendirmişti. Osmanlı İmparatorluğu’na, Prusya ile Rusya’ya karşı savaş açmaya davet etti. Bunun sebebi tamamıyla İngiltere’nin kendi çıkarlarını düşünmesi idi. Osmanlı Devleti, Koca Yusuf Paşa’nın savaş ısrarı ve İngiltere’nin teşviki ile 17 Ağustos 1787 tarihinde Rusya’ya savaş açtı. Bu olay karşısına Rus müttefiki Avusturya’da, Rusya yanında savaşa girdi. Osmanlı Devleti artık iki cepheli bir savaş içerisindeydi. İngiltere ve Prusya duruma el atarak aracı olmak istediler fakat Rusya kabul etmedi. İngiliz başbakanı mecliste, Osmanlı’ya yardım fikrini sunduysa da tepki çekmeye başladı ve bu plan başarısız oldu. “Böylece dış destekten mahrum kalan Osmanlı Devleti, 1792’de Rusya’nın Kırım’ı ilhakını ve Rus egemenliğini batıya, Dinyester nehrine doğru yayılmasını kabul etmek zorunda kaldı.’’21

1789 Fransız İhtilali ardından Mısır üzerine sefer planlayan Napolyon Bonapart, 1798’de Mısır’a girdi. İki ülke arasında işbirliğinde yeni dönem başlatacak olan devir böylece başlamıştı. Fransa’yı Mısırdan çıkaracak gücü kendisinde göremeyen Osmanlı Devleti, müttefik aramaya başladı ve 5 Ocak 1799’da İngiltere ile ittifak antlaşması imzalandı. ‘’Osmanlı hükümeti bundan böyle, topraklarının güvenliğini tek başına sağlayamayacağını anladığı için, muvazene politikasını bütün neticeleriyle kabul etmek zorunda kaldı.’’ 22 İngiltere’nin bu desteğinin sebebi; Akdeniz’de Fransa’nın yerine geçmek istemesidir. İmzalanan bu ittifak anlaşmasını, Osmanlı’nın korunması politikasının da bir adımıdır ve İngiltere bu tarihten sonra Osmanlı-Avrupa ilişkilerinde rol alan bir denge unsuru konumuna gelmiştir. İngilizlerin de desteği ile Mart 1801’de Mısır Fransızların elinden alındı. Doğu Akdeniz üzerinden Fransa gücü kalkmış, İngiltere ön plana çıkmaya başlamıştır. İngiltere de müttefik adıyla girdiği Mısır’da kalıcı olma planları peşine düşmüştü.

Geldiğimiz bu noktada Osmanlı-İngiliz ilişkileri iki unsur üzerinde yürüyordu; Mısır’ın hâkimiyeti ve bunun önündeki engel Kölemenler. Osmanlı, Mısır’da yeniden düzen kurmak istese de Kölemenler‘ in başkaldırması buna fırsat vermiyordu. Osmanlı kuvvetlerinin hala Mısır’da bulunması; Kölemenleri, İngilizlerden destek aramaya itti. Bu arayış, bölgede hâkim olmak isteyen İngiltere için bulunmaz bir nimet gibiydi. Bu sırada Osmanlılar, Kölemenlerin üzerine gitse de başarılı olamadı ve İngiltere’nin sert tepkisini aldı. Daha sonra bölge komutası Hüsrev Paşa’ya verildi. İngiltere ile müzakere sürecine girildi. Anlaşma gerçekleşse de İngilizler İskenderiye’den çekilmedi. Bu hareketin sebebi ise İngiltere’nin, Mısır’da varlığını sürdürmek istemesiydi. Bu ortam içerisinde Mısır üçe bölünmüş durumdaydı ve sık sık taraflar sıcak çatışma içerisine giriyordu. İstanbul nezdinde görüşmelerin sonuç vermemesi üzerine; General Stuart, Kölemenleri himaye ettiğini ve onlara yapılacak müdahaleyi savaş sebebi sayacağını bildirdi. Yaşanan buhranlı süreçte Vali’den gelen raporlar doğrultusundaki müzakereler sonucunda, İskenderiye’nin tahliyesi ve Mısır’da istikrar ortamının tesisi için Kölemenlerin affı ve başka bölgeye yerleşmelerine müsaade edildi. Kölemen sorununun düzelmesi ile 11 Mart 1803’te İngiltere Mısır’dan çekildi. ‘’Kölemenler hakkında genel af ilanı ve İngilizlerin ülkesine dönmesiyle, Mısır’da 1798’den beri süregelen savaş ve nüfuz mücadelesi dönemi de sona ermiş oldu.’’23

Değerlendirmesini yaptığımız bu sürecin son tarihlerinde Osmanlı-İngiltere ilişkisi savaş ortamındaydı. 1806-1807 Osmanlı-Rus ve İngiliz savaşları patlak verecekti. Bu savaşın sebebi ise değişen siyasi ortam içerisinde Osmanlı ile Fransa’nın yakınlaşması ve bir ittifak ihtimali olması, İngiltere ve Rusya’yı endişeye sevk etmişti. Bu iki güç, Osmanlı’ya karşı ortak hareket etmeye başladı. İngiliz ve Rus gemileri, Boğazlara yanaşmaya başlamıştı. Osmanlı Devleti yine iki ateş arasındaydı. İngiltere, Rusların bu taarruzu karşısında sessiz kalmıştı. Daha sonra İngiltere, Osmanlı’ya üç maddelik istek listesi sundu. İsteklerin kabul edilecek bir tarafı bulunmuyordu. İngiltere’nin isteklerinin amacı; bu istekleri kabul ettirmek değil savaşa bahane bulmaktı. İlk hedefleri İstanbul’du ve 17 Şubat 1807’de Çanakkale Boğazı’nı geçtiler. İngiliz Donanması’nın İstanbul önlerine gelmesiyle şehir müthiş bir şekilde tahkim edilmişti. Çok kısa zamanda şehir halkı da bu duruma yardımcı oldu.

Saldırı için kıyı şeridine yaklaşmaya başlayan İngiliz donanması, bu durumu fark edince bir süre sonra gece yarısı İstanbul’u terk etmişti. İngiliz donanması burada başarısız olunca yönünü Mısır’a çevirdi. Böylece dönemin İngiliz münasebetlerinin son safhasına geçilecektir.

İstanbul’a girişin üzerinden tam bir ay geçmişti ve İngiltere, Mısır’a varmıştı. İlk iş olarak Kölemenler ile temasa geçmiş ve akabinde Reşid ve İskenderiye’yi işgal etmişti. Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Kölemenler karşısında başarılı işler çıkarmış ve üstünlüğü eline almıştı. Mehmet Ali Paşa, emrindeki kuvvetler ile Reşid üzerine yürümüştü. ‘’İngilizlerin beklemediği kadar güçlü ve disiplinli bir ordu ile saldıran Kavalalı’nın Mısır askerleri, 22 Nisan 1807’de İngilizlere büyük kayıplar verdirerek önemli bir zafer kazandı.’’24 Ağır kayıplar veren İngiliz kuvvetleri, İskenderiye’de de fazla dayanamadı. Mehmet Ali Paşa son bir saldırıya geçerek İngiliz ordusuna anlaşmadan başka bir yol bırakmamıştı. 14 Eylül 1807’de Kavalalı Mehmet Ali Paşa ile bir anlaşma yaptılar. İngilizler mağlubiyeti kabul etti ve önce Reşid’i daha sonra İskenderiye’yi boşaltarak Mısır’dan çekildiler.

Tilsit ve Erfurt Anlaşmaları iç açıcı bir sonuç vermekten çok Osmanlı topraklarının paylaşılması konusunu gündeme getirmiş ve Osmanlı’yı İngiltere saflarına çekmiştir. Bu yakınlaşmanın önünde hiçbir engel kalmamıştı. Eski iki dostu, düşman kılan tüm şartlar ortadan kalkmıştı ve yakınlaşma, Osmanlı-İngiliz ilişkisinin kurulması açısından sağlam bir zemin oluşturmuştur. ‘’Osmanlı Hükümeti, Tilsit ve Erfurt da Fransa’nın kendisini pazarlık konusu yapması karşısında, tekrar İngilizlere yanaştı. Rusya ile harbe devam edebilmek üzere İngiltere ile ittifak antlaşması imzaladı(5 Ocak 1809).’’25 Antlaşma ile boğazlar, yabancı savaş gemilerine kapandı ve bu durumu İngiltere’de kabul etti. Diğer yandan İngiltere’nin Akdeniz’deki durumu da rahatlamıştı.

Sonuç olarak Osmanlı-İngiliz ilişkileri genel anlamda iyi bir tablo gibi görünse de İngiltere süreç içerisinde “Osmanlı’yı Koruma Politikası”nı daima kendi çıkarları uğruna kullanmıştır. Yakınçağda ilişkiler diğer devletlerle olduğu gibi İngiltere ile de hareketli geçmişti. Bahsettiğimiz gibi İngiltere, Osmanlı ile ilişkisini daima Akdeniz’de ve dünya siyasetinde kendi çıkarları uğruna kullanmıştır.

2.4) Osmanlı-Avusturya İlişkileri

Yakınçağa girmeden önce Osmanlı-Avusturya ilişkilerine kısaca değinecek olursak ilişkileri üç dönemde ele almak da mümkündür. İlk dönem, Mohaç Meydan Muharebesi ile başlayan ve Zitvatorok Antlaşması’na kadar devam eden süreçtir. Bu ilk devrede Osmanlı Devleti, Avusturya karşısında her açıdan üstün konumdadır. İkinci dönem, Zitvatorok Antlaşması’ndan (1699) Karlofça’ya kadar geçen zamandır. Bu zamanda her iki tarafta diplomatik ve hukuki açıdan eşit konumdadır. Hatta bu antlaşma ile iki taraf birbirinin toprak bütünlüğünü ve sınır dokunulmazlığını kabul etmiştir. Üçüncü dönem ise Osmanlı’nın, Avrupa’daki topraklarını kaybetmesi ile Karlofça Antlaşması’ndan Zitvatorok Antlaşması’na kadar geçen süreci kapsar. Bu son dönemle birlikte Avusturya, Osmanlı karşısında üstün duruma gelmiştir. ‘’ Daha önceleri ilişkileri dikte ettiren Osmanlı Devleti, bu politikasını terk ederek yerine savunma ve diplomasi politikasını hayata geçirmişti.’’26

Osmanlı’nın, Avrupa’daki en önemli rakiplerinden birisi olan Avusturya ile ilişkileri (1526) Mohaç Meydan Savaşı ile başlamış ve ilişkilerin genel odağı Macaristan üzerindeki hâkimiyet olmuştur diyebiliriz. Daha sonra Kanuni Sultan Süleyman döneminde, 1529 yılında Avusturya Arşidüklüğü üzerine I. Viyana Seferi düzenlenmiş fakat başarısız olunmuştur. 16. yüzyıl sonlarına geldiğimizde ise Osmanlı Devleti, Avusturya ile 1593 yılında başlayan ve devam eden bir çatışmanın içindeydi. Bu savaş ortamı, 1606 yılında imzalanan Zitvatorok Antlaşması ile son bulmuştur. 17. yüzyılın son çeyreğine geldiğimizde Avrupa’da yaşanan gelişmelerle birlikte Osmanlı Devleti dikkatini tekrardan Orta Avrupa üzerine çevirmeye başladı. Sadrazam Koca Mustafa Paşa’nın, Akdeniz ve Karadeniz bölgelerindeki başarıları ardından devletin yükselişe doğru bir ivme kazanacağı fikri tekrar doğmuştu. 1682 yılında Macarlar, Habsburglar’a (Avusturya) karşı ayaklanırlar ve Osmanlı’dan yardım isterler. Osmanlı’dan önce Fransa bu imdada yetiştiyse de oluşacak bir Osmanlı-Habsburg mücadelesinde tarafsız olma sözü verdi. Bunun üzerine Osmanlı ordusu, 1683 yılında Avusturya üzerine adına II.Viyana Kuşatması ya da Viyana Bozgunu diyeceğimiz sefere çıktılar. Osmanlı bu savaştan mağlup ayrıldı. Osmanlı’nın bu hezimeti, Avrupalı devletlere moral niteliğindeydi. Savaş sonrası Osmanlı Devleti, 16 yıl sürecek olan bir yenilgi sürecine girmiş bulunmaktaydı. Avusturya, yanına Lehistan ve Venedik’i de alarak bir Kutsal İttifak kurdu. 1686’da Ruslar da bu ittifaka katıldı. Kutsal İttifakla başlayan savaşlar ve toprak kayıpları 1699 yılına kadar sürdü.

1699 yılında Karlofça Antlaşması’nın imzalanmasıyla birlikte Osmanlı Devleti’nin enerjisi tükenmiş vaziyetteydi. 1699 Karlofça Antlaşması ile Osmanlı’nın Avrupa’dan geri olunduğu kabul edildi ve çözümler aranmaya başlandı. 17. ve 18. yüzyılda Osmanlı Devleti, Doğu ve Batı arasına sıkışıp kalmıştı. Bir yandan savaşlar bir yandan yenileşme çabaları içerisinde bulunuluyordu. Osmanlı Devleti 18. yüzyılın ilk çeyreğinde Karlofça ile kaybedilen yerleri geri alma hedefiyle tekrar Avusturya üzerine harekete geçmişti. “(1715-1718) Osmanlı-Avusturya-Venedik Savaşı’’ gerçekleşti. Osmanlı Devleti bu savaştan mağlup ayrıldı. 21 Temmuz 1718 senesinde Pasarofça Antlaşması imzalandı. Yukarı Sırbistan, Belgrad ve Banat Yaylası Avusturya’ya; Dalmaçya, Bosna ve Arnavutluk kıyıları Venedik’e; Mora da Osmanlılara bırakıldı.

Yakınçağa girdiğimiz dönemde Avusturya-Rusya ittifakı mevcuttu ve gözleri daima Osmanlı Devleti üzerindeydi. “ XVIII. yüzyılın son padişahı olan III. Selim’in saltanatında Osmanlı Avusturya ilişkilerinin son safhası yaşanmıştır.’’27 Bu dönemde Osmanlı Devleti, Avusturya ve Rusya ile savaş halindeydi. İki rakipte ilerleyişine devam etmekteydi. 1789’da III. Selim’in tahta çıkmasıyla savaşın Osmanlı lehine dönmesi bekleniyordu fakat bu durum gerçekleşmedi. Osmanlı Devleti, Avusturya ve Rusya’ya karşı müttefik arayışına girdi. 17 Temmuz 1789’da Osmanlı-İsveç Antlaşması imzalandı. 31 Ocak 1790’da ise Prusya ile ittifak antlaşması imzalandı. Bu gelişmeler ardından Osmanlı Devleti, Avusturya karşısında Yergöğü Zaferi’ni kazandı ve Avusturya barış yapma zorunda kaldı. İlk görüşmeler Prusya’nın müttefiki İngiltere ve Felemenk temsilcileri katılımı ile oldu. Görüşmeler sonucunda devletler anlaştı (27 Temmuz 1790). Reichenbachk Antlaşması’nın ardından Osmanlı ile Avusturya arasında barış görüşmeleri başladı. 18 Eylül 1790 tarihinde Prusya aracılığı ile dokuz ay süresi olan bir mütareke imzalandı. Bu mütareke ile barış yolu tamamen açılsa da 5 Aralık 1790’da Ziştovi’de başlayan görüşmeler çekişmeli geçmişti. Haziran 1791’de görüşmeler kesildi. Fransız İhtilali’nin meydana getirdiği gelişmeler üzerine Prusya ve Avusturya, Pilnitz Antlaşması’nı imzaladı. Ortaya çıkan durumda Osmanlı Devleti ile de bir anlaşma gereği doğmuştu. Ziştovi Görüşmeleri tekrar başladı ve 4 Ağustos 1791 tarihinde Ziştovi Antlaşması imzalandı. İmzalanan Ziştovi Antlaşması ile 16. yüzyıldan Yakınçağa kadar devam eden Osmanlı-Avusturya Savaşları sona ermiştir. ‘’Osmanlı-Avusturya arasında 265 yıl süren fiili ilişkilerin son safhasında imzalanan Ziştovi Antlaşması, bu ilişkilerin çalkantılı hallerini önemli oranda sonlandırmış, iki ülke arasında daha uzun vadeye yayılan ortaklıkların bir anlamda başlangıcını oluşturmuştur.’’28 Sonuç olarak Yakınçağda Osmanlı-Avusturya ilişkileri süregelen savaşlar nedeniyle çatışma içerisinde geçse de atılan diplomatik adımlar sayesinde (1791) Ziştovi Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma ardından dostluk süreci başlamış, hatta bunun ilk meyvesi de (1798) Fransa’nın Mısır’ı işgali sırasında girişilen müttefik arayışlarında, Avusturya’nın tarafsızlığa dair söz vermesi olmuştur. Rusya’nın Balkanlar üzerindeki Panslavizm faaliyetleri, Avusturya ve Osmanlı’yı tehdit etmekteydi. Bu durum iki ülkenin birlikte hareket etmesini sağladı. Bütün bu gelişmeler 19. yüzyıla kadar dostluk içerisinde sürmüş ve 20.yüzyılda I. Dünya Savaşı’nda müttefik olmalarına dahi etki etmiştir.

Sonuç

Sonuç olarak Osmanlı Devleti’nin Avrupa ile münasebetleri ya da diğer devletlerle ilişkileri, kuruluş döneminde bir denge politikası ile olmuştur. Bunun yanında ülkeler arasında elçiler gidip gelse de bunlar sürekli bir şekilde değil ‘’fevkalade elçi’’ sıfatı ile olmuştur. Yükseliş döneminde münasebetler karşılıksız tek taraflı bir şekilde olmuştur. Bunun sebebi ise Osmanlı’nın dünya üzerinde bir süper güç olması hasebiyle karşılıklı ilişkiler kurulamıyordu. Bunun yanında İslami usullere göre de hareket edildiğinden, gayrimüslim devletler ile ilişkilerde bulunmak caiz görülmüyordu. Askeri gücü de elinde olan Osmanlı Devleti’nin bu dönem münasebetleri savaşlar ile olmuştur. Duraklama devrine kadar takip edilen politika “ad hoc diplomasi’’ idi. 18.yüzyıla kadar karşılıksız devam eden ilişkilerin sonuç vermediği görülmüş ve diplomasi de reforma gidilmiştir. Bu noktada ilk adım daimi elçiliklerin açılması ile gerçekleşmiştir. Bu adımla “ad-hoc diplomasisi”nin yerini “muvazene diplomasisi” almıştır.

Yakınçağa geldiğimiz de ise buhranlı bir dönem içerisinde bulunan Osmanlı Devleti ile Fransa arasında dostluk ortamı tesis edilmişti. Avusturya ve Rusya ile bir savaş halindeydi ve münasebetlerin genelinde diplomasi yerini savaşlara bırakmıştır. Yakınçağa girilmesiyle Fransa ile ilişkiler kopmuş, İngiltere ve Rusya ile geçici müttefiklik kurulmuştur. Mısır probleminin çözülmesinin ardından Fransa ile ilişkiler yeniden tahsis edilmiştir. İngiltere ve Rusya ile ilişkiler bozulmuştur. Bu dönemde Avrupa ile münasebetlerin en canlı evresi Avusturya ile olmuştur. Ziştovi Antlaşması ile yıllardır süren Osmanlı-Avusturya savaşlarına son verilmiş, 20. yüzyıla kadar devam edecek olan dostluk ilişkisi kurulmuştur. 20. yüzyılda I. Dünya Savaşı’nda Avusturya ile ittifak kurulmuştur. Kısaca Yakınçağ’da Osmanlı Devleti’nin Avrupa ile olan ilişkilerde takip ettiği politika; denge unsuru oluşturan ve karşılıklı ilişkilere dayanan ‘’muvazene diplomasisi’’ ile olmuştur.

DİPNOTLAR:

1- İsmail Hakkı Elçi, ‘’Osmanlı Diplomasisi ve Gelişim Süreci’’, Külliyat Osmanlı Araştırmaları Dergisi, 2019, S.9, s.24

2- Oral Sander, ‘’Siyasi Tarih 1918-1994’’,İmge Kitabevi, Ankara 1996,s.99

*- Diğer adıyla Edirne Antlaşması.

3- Muhammet Şahin, ‘’Osmanlı Diplomasisinde Değişim ve Osmanlı Devleti’nin Avrupa Devletler Sistemine Girişi’’, s.827

4- Hüner Tuncer, ‘’Eski ve Yeni Diplomasi’’, Ümit Yayınları, 2005, s.49

5- Alkım Uygunlar, ‘’Osmanlı Devleti’nde Modern Diplomasi ve Murahhaslık Kurumu’’, Osmangazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Ana Bilim Dalı Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Eskişehir,2007, s.7

6- Timuçin Kodaman ve Ekrem Akçay, ‘’Kuruluştan Yıkılışa Kadar Osmanlı Diplomasi Tarihi ve Türkiye’ye Bıraktığı Miras’’, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Aralık 2010, S.22,s.82

7- Halil İnalcık, “Türk Diplomasi Tarihinin Sorunları”, Çağdaş Türk Diplomasisi: 200 Yıllık Süreç, Ed. İsmail Soysal, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1999, s.16

8- Faik Reşit Unat, ‘’Osmanlı Sefirleri ve Sefaretnameleri’’ , Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1987, s.15

9- Olcay Özkaya Duman, ‘’Yakınçağlarda Osmanlı-Fransa İlişkileri ve Fransa’nın Ortadoğu Diplomasisi’’, Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2009, C.6, S.11,s.528

10- Ali Fuat Örenç, ‘’Osmanlı Tarihi (1789-1908)’’, İstanbul Üniversitesi AUZEF Yayınları, İstanbul 2020, s.16

11- Abdurrahman Bozkurt, ‘’Fransa’nın Osmanlı Devleti’ndeki Katolikleri Himaye Hakkı ve Bunun Sona Ermesi’’, Tarih Dergisi, İstanbul 2011, S.52, s.129

12- Duman, ‘’Yakınçağlarda Osmanlı-Fransa İlişkileri ve Fransa’nın Ortadoğu Diplomasisi’’, s.529

13- Örenç, ‘’Osmanlı Tarihi (1789-1908)’’, s.41

14- İsmail Soysal, “1939 Türk-İngiliz-Fransız İttifakı”, Belleten, C.46, Ankara 1982, s.367

15- Tilsit Görüşmesindeki bir detayda Fransız Büyükelçisinden Rus Çarına gelen mektuptur. Bu mektupta Osmanlı Devleti’nde meydana gelen ayaklanma ile Osmanlı’nın yaşayamayacağını düşünen ve buna bel bağlayan Fransa görüşmelerde Osmanlı’nın paylaşılması fikrini de ortaya atmıştır. Görüşmeler ve gelişen durumlar neticesi ile dönem siyaseti de göz önüne alınarak meydana gelen durum ile Osmanlı’nın paylaşılamayacağı kararı çıkmıştır.

16- Salih Yılmaz ve Abdullah Yakşi, ‘’Osmanlı Devleti’nden Günümüze Türk-Rus İlişkileri’’, TYB Akademi Dil Edebiyat ve Sosyal Bilimler Dergisi, Bahar 2016, Sayı.17, s.14

17- Örenç, ‘’Osmanlı Tarihi (1789-1908)’’, s.44

18- Örenç, ‘’Osmanlı Tarihi (1789-1908)’’,s.50

19- Hasan Şahin, ‘’Şark Meselesi Çerçevesinde Osmanlı-İngiliz İlişkilerine Genel Bir Bakış (Başlangıcından Paris Barışına Kadar), A.Ü Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Erzurum 2006, Sayı.29, s.213

20- M. Alaaddin Yalçınkaya, “XVIII. Yüzyıl: Islahat, Değişim ve Diplomasi Dönemi (1703-1789)”, Türkler, XII, Ankara 2002, s. 498

21- Şahin, ‘’Şark Meselesi Çerçevesinde Osmanlı‐İngiliz İlişkilerine Genel Bir Bakış (Başlangıcından Paris Barışına Kadar)’’, s.219

22- Şahin,‘’Şark Meselesi Çerçevesinde Osmanlı‐İngiliz İlişkilerine Genel Bir Bakış (Başlangıcından Paris Barışına Kadar)’’, s.220

23- Örenç, ‘’Osmanlı Tarihi (1789-1908), s.43

24- Örenç, ‘’Osmanlı Tarihi (1789-1908)’’, s.46

25- Nihat Erim,’’Devletlerarası Hukuku ve Siyasi Tarih Metinleri’’, C.1, Ankara 1953, s.233

26- Zülfiye Koçak, ‘’Son Osmanlı-Avusturya Mücadelesinde Değişen Dengeler ve Ziştovi Antlaşması’’, Gazi Akademik Bakış Dergisi, Yaz 2018, C.11, S.22, s.263

27- Uğur Kurtaran, ‘’XVIII. Yüzyıl Osmanlı-Avusturya Siyasi İlişkileri’’, Tarih Okulu Dergisi, Mart 2014, S.17,s.410

28- Koçak, ‘’Son Osmanlı-Avusturya Mücadelesinde Değişen Dengeler ve Ziştovi Antlaşması’’, s.280

KAYNAKÇA

1-) Bozkurt, Abdurrahman, ‘’Fransa’nın Osmanlı Devleti’ndeki Katolikleri Himaye Hakkı ve Bunun Sona Ermesi’’, Tarih Dergisi, İstanbul 2011, S.52, s.123-150

2-) Duman Özkaya, Olcay, ‘’Yakınçağlarda Osmanlı-Fransa İlişkileri ve Fransa’nın Ortadoğu Diplomasisi’’, Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2009, C.6, S.11,s.525-544

3-) Elçi, İsmail Hakkı, ‘’Osmanlı Diplomasisi ve Gelişim Süreci’’, Külliyat Osmanlı Araştırmaları Dergisi, 2019, S.9, s.23-38

4-) Erim, Nihat, ’’Devletlerarası Hukuku ve Siyasi Tarih Metinleri’’, C.1, Ankara 1953

5-) İnalcık, Halil, “Türk Diplomasi Tarihinin Sorunları”, Çağdaş Türk Diplomasisi: 200 Yıllık Süreç, Ed. İsmail Soysal, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1999, s.16

6-) Kodaman, Timuçin ve Ekrem Akçay, ‘’Kuruluştan Yıkılışa Kadar Osmanlı Diplomasi Tarihi ve Türkiye’ye Bıraktığı Miras’’, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Aralık 2010, S.22,s.75-92

7-) Kurtaran, Uğur, ‘’XVIII. Yüzyıl Osmanlı-Avusturya Siyasi İlişkileri’’, Tarih Okulu Dergisi, Mart 2014, S.17,s.393-419

8-) Örenç, Ali Fuat, ‘’Osmanlı Tarihi (1789-1908)’’, İstanbul Üniversitesi AUZEF Yayınları, İstanbul 2020, s.16

9-) Sander, Oral, ‘’Siyasi Tarih (1918-1994), İmge Kitabevi, Ankara 1996

10-) Soysal, İsmail, “1939 Türk-İngiliz-Fransız İttifakı”, Belleten, C.46, Ankara

1982,s.367-414

11-) Şahin, Hasan, ‘’Şark Meselesi Çerçevesinde Osmanlı-İngiliz İlişkilerine Genel Bir Bakış (Başlangıcından Paris Barışına Kadar)’’, A.Ü Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Erzurum 2006, Sayı.29, s.213-237

12-) Şahin, Muhammet, ‘’Osmanlı Diplomasisinde Değişim ve Osmanlı Devleti’nin Avrupa Devletler Sistemine Girişi’’, s.823-834

13-) Tuncer, Hüner, ‘’Eski ve Yeni Diplomasi’’, 5.bs., Ümit Yayınları, 2005

14-) Unat, Faik Reşit, ‘’Osmanlı Sefirleri ve Sefaretnameleri’’ , Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1987

15-) Uygunlar, Alkım, ‘’Osmanlı Devleti’nde Modern Diplomasi ve Murahhaslık Kurumu’’, Osmangazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Ana Bilim Dalı Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Eskişehir, 2007

16-) Yalçınkaya, M. Alaaddin, “XVIII. Yüzyıl: Islahat, Değişim ve Diplomasi Dönemi

(1703-1789)”, Türkler, XII, Ankara 2002, s. 470-502

17-) Yılmaz, Salih ve Abdullah Yakşi, ‘’Osmanlı Devleti’nden Günümüze Türk-Rus İlişkileri’’, TYB Akademi Dil Edebiyat ve Sosyal Bilimler Dergisi, Bahar 2016, Sayı.17, s.9-57